#Depresyon

- Depresyon haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Depresyon haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

KARLOV SUİKASTININ ŞÜPHELİSİ KANADA’DA PSİKOTERAPİST OLDU Haber

KARLOV SUİKASTININ ŞÜPHELİSİ KANADA’DA PSİKOTERAPİST OLDU

Rusya’nın eski Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov’a yönelik suikastın planlayıcılarından biri olarak aranan ve FETÖ’nün MİT mahrem yapılanmasında görev aldığı değerlendirilen Cemal Karaata’nın, Kanada’da isim değiştirerek psikoterapist olarak yaşamını sürdürdüğü tespit edildi. Güvenlik kaynaklarından edinilen bilgilere göre, Türkiye’de kırmızı bültenle aranan Cemal Karaata’nın, Kanada’ya firar ettikten sonra adını Salih Ada olarak değiştirdiği ve bu isimle Waterloo kentinde psikoterapistlik yaptığı belirlendi. PSİKOTERAPİST OLARAK ÇALIŞIYOR Karaata’nın, Kanada'da “Qualia Counselling Services” adlı şirkette anksiyete, depresyon ve öfke kontrolü gibi alanlarda danışmanlık hizmeti verdiği ifade edildi. Firari şüphelinin, “Waterloo The Boardwalk Suite 406” adresinde faaliyet yürüttüğü bildirildi. KOD ADLARI “SADIK” VE “YAVUZ” FETÖ’nün MİT mahrem yapılanmasında kritik görevlerde bulunduğu belirtilen Karaata’nın, örgüt içinde “Sadık” ve “Yavuz” kod adlarını kullandığı; firarından önce Türkiye’de kapatılan Fatih Üniversitesi İngilizce Bölümünde yardımcı doçent olarak görev yaptığı kaydedildi. Güvenlik kaynakları, Karaata’nın akademik kimliğini casusluk faaliyetlerini gizlemek amacıyla kullandığını değerlendiriyor. RUSYA’DAN KAÇIRILMA ENDİŞESİ TAŞIYOR Edinilen bilgilere göre, Cemal Karaata’nın isim değişikliğine gitmesinde, Rusya tarafından hedef alınma veya kaçırılma korkusunun etkili olduğu bildirildi. Bu nedenle Kanada’da bulunduğu süre boyunca ülkenin güvenlik birimleriyle temas hâlinde olduğu belirtildi. FETÖ YURT DIŞI YAPILANMASINI SÜRDÜRÜYOR Kaynaklar, FETÖ’nün başta Avrupa ve Amerika kıtası olmak üzere yurt dışına kaçan üst düzey mensuplarına örgüt eliyle barınma, eğitim ve maaş desteği sağladığını, bu kişilerin isim değişikliğiyle sistemden gizlenmeye çalıştığını aktardı. Örgütün, özellikle charter school yapılanmaları aracılığıyla firari mensuplarına farklı unvanlarla maaş ödediği ve bu kişilere mahrem imamlar aracılığıyla destek verdiği bilgisi güvenlik kaynakları tarafından paylaşıldı. KARLOV SUİKASTI VE FETÖ BAĞLANTISI 15 Temmuz darbe girişiminin ardından açılan davalarda FETÖ’nün MİT mahrem yapılanmasında görev alan birçok kişi Karlov suikastı, MİT TIR’ları ve casusluk gibi suçlardan ağır hapis cezalarına çarptırılmıştı. Cemal Karaata’nın ise örgütün Kanada yapılanmasında, sağlanan desteklerle lüks bir yaşam sürdüğü; çocuklarının eğitimi, barınma ve diğer ihtiyaçlarının da örgüt tarafından karşılandığı ifade ediliyor.

NİLÜFER BELEDİYESİ’NDEN RUH SAĞLIĞINA BİLİNÇLENDİRME Haber

NİLÜFER BELEDİYESİ’NDEN RUH SAĞLIĞINA BİLİNÇLENDİRME

Nilüfer Belediyesi’nin düzenlediği “Sağlık Buluşmaları”na konuk olan psikiyatrist Uzman Dr. Ömer Öz, toplumda sıkça yanlış yorumlanan depresyon, panik atak ve kaygı durumlarına açıklık getirdi. Öz, psikiyatrik desteğin ve tedavinin temel amacının, kişinin korkuları nedeniyle kaybettiği “ruhsal bağımsızlığını” geri kazandırmak olduğunu vurguladı. Nilüfer Belediyesi’nin toplum sağlığını korumak ve halkı bilinçlendirmek amacıyla düzenlediği “Sağlık Buluşmaları”nın konuğu psikiyatrist Uzm. Dr. Ömer Öz oldu. Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde düzenlenen etkinlikte Öz; depresyon, panik atak, kaygı bozuklukları ve takıntılar hakkında doğru bilinen yanlışları katılımcılarla paylaştı. “HER ENDİŞE PANİK ATAK DEĞİLDİR” Konuşmasına “panik atak” kavramının günümüzde içinin boşaltıldığını belirterek başlayan Uzm. Dr. Ömer Öz, endişeli veya tez canlı olmanın hemen bir hastalık olarak etiketlenmemesi gerektiğine dikkat çekti. Öz, “Günümüzde biraz evhamlı, ‘aman başımıza bir şey gelir mi’ diye düşünen herkes kendisine panik atak etiketi yapıştırıyor. Oysa kaygı ve üzüntü, tıpkı mutluluk gibi son derece insani ve gerekli duygulardır. Değer verdiği şeyleri olan her insan, onları kaybetme korkusuyla endişe yaşar. Bu, tek başına bir hastalık göstergesi değildir” dedi. “HEDEFİMİZ KİŞİNİN BAĞIMSIZLIĞINI GERİ KAZANMASI” Psikiyatrik desteğe ne zaman ihtiyaç duyulacağı konusuna da açıklık getiren Uzm. Dr. Öz, kilit noktanın “bağımsızlık” olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi: “Bir kişi kaygıları yüzünden yemek yiyemiyor, dışarı çıkamıyor veya evde yalnız kalamıyorsa, o kişi bağımsızlığını kaybetmiş demektir. Bizim bilimsel olarak yapmaya çalıştığımız şey, kişinin bu korkular nedeniyle kısıtlanan özgürlüğünü ona geri vermektir. Yoksa amacımız insanı hiç üzülmeyen, hiç kaygılanmayan robotik bir canlıya dönüştürmek değil.” Ruh sağlığı sorunlarını tanımlarken kullanılan dilin önemine değinen Öz, “bozukluk” kavramına mesafeli yaklaştığını belirtti. “Bende bozukluk var” düşüncesinin kişiyi aciz hissettirdiğini ifade eden Öz, “Cerrah değiliz, elimizde neşterle bir şeyi kesip atamayız. İyileşme, kişinin düşünce yapısını ve olayları yorumlama biçimini değiştirmesiyle başlar. ‘Korkma, takma, geçer’ gibi cümlelerin tedavide yeri yoktur. Kişi o an gerçekten öleceğini ya da bayılacağını düşünüyorsa ona sadece ‘korkma’ demek anlamsızdır. Önemli olan düşünce ile gerçeği ayırt etmesini sağlamaktır” diye konuştu. Katılımcıların sorularını da yanıtlayan Uzm. Dr. Ömer Öz, psikiyatrik ilaçlarla ilgili toplumdaki “uyuşturur, bağımlılık yapar, kilo aldırır” gibi önyargılara da değindi. Bilimin ve farmakolojinin çok geliştiğini belirten Öz, “Tedavide hedefimiz kişiyi uyuşturmak değil, işlevselliğini artırmaktır. Ancak ilaç tek başına sihirli bir değnek değildir. Yaşam alışkanlıklarını değiştirmek, düşünce biçimlerini düzenlemek ve gerekirse terapi ile süreci desteklemek gerekir” ifadelerini kullandı.

AKRAN ZORBALIĞI SESSİZCE YAYILIYOR: UZMANDAN AİLELERE UYARI Haber

AKRAN ZORBALIĞI SESSİZCE YAYILIYOR: UZMANDAN AİLELERE UYARI

Klinik Psikolog Cansu Kaya, akran zorbalığının yalnızca tek bir olaydan ibaret olmadığını, tekrar eden ve güç dengesizliği içeren sistematik bir davranış olduğunu belirtti. Medicana Çamlıca Hastanesi’nden Psk. Cansu Kaya, erkek çocukların daha çok fiziksel, kız çocukların ise psikolojik zorbalığa maruz kaldığını söyledi. "Zorbalık çoğunlukla daha güçlü ya da popüler çocuklar tarafından yapılıyor. Savunmasız çocuklar ise daha büyük risk altında" dedi. SİBER ZORBALIK HER AN MAĞDURU HEDEF ALABİLİR Kaya, siber zorbalığın mağdura günün her saatinde ulaşabildiğini ve dijital ortamda kalıcı izler bıraktığını vurguladı. "Ebeveynler her zaman çocuklarının çevrimiçi dünyasını kontrol edemeyebilir. Bu da siber zorbalığı en tehlikeli hale getiriyor" diye konuştu. “ÇOCUKLAR ARASINDA OLUR” DEMEYİN Akran zorbalığının sonuçlarının uzun vadeli olabileceğini belirten Kaya, "Depresyon, kaygı, özgüven eksikliği ve akademik başarısızlık gibi sorunlara yol açabilir. Bu nedenle, ‘Çocuklar arasında olur’ demek son derece yanlıştır" uyarısında bulundu. AİLELERİN DİKKAT ETMESİ GEREKEN İŞARETLER Okula gitmek istememe, devamsızlık Açıklanamayan fiziksel yaralar Sosyal ortamlardan kaçınma Ani ruh hali değişiklikleri, içe kapanma veya öfke patlamaları Uyku sorunları, kabuslar İnternet veya telefon sonrası huzursuzluk Kaya, zorbalık mağduru çocuklarla iletişimin önemine dikkat çekerek, ebeveynlerin çocuğu suçlamadan dinlemesi ve yalnız olmadığını hissettirmesi gerektiğini söyledi. Okul yönetimiyle iş birliği yapılması gerektiğini de vurguladı. Zorbalık yapan çocukların da çoğu zaman duygusal sorunlarla baş etmeye çalıştığını belirten Kaya, "Bu çocuklar da ilgi ve kabul arayışında olabilir. Suçlamak yerine nedenleri anlamak ve doğru yönlendirmek gerekir" dedi. Son olarak Kaya, hem mağdur hem zorba çocuklar için profesyonel destek alınması gerektiğini, erken müdahalenin ruhsal sorunların önlenmesinde kritik rol oynadığını ifade etti.

SOSYAL MEDYA DEPRESYONA NEDEN OLUYOR Haber

SOSYAL MEDYA DEPRESYONA NEDEN OLUYOR

Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’ndan Doç. Dr. Selçuk Özdin, sosyal medya bağımlılığı ile ilgili açıklamalarda bulundu. Özdin, sosyal medyada sürekli "mükemmel hayat" paylaşımlarına maruz kalan kişilerin zamanla kendilerini yetersiz hissetmeye başladıklarını belirterek, bu durumun özgüven kaybı ve depresyon gelişimine yol açabileceğini söyledi. Sosyal medya, insanların gündelik yaşamlarının ayrılmaz bir parçası haline geldi. Ancak sürekli olarak "mükemmel hayat" görüntülerine maruz kalmak, bireylerin ruh sağlığı üzerinde olumsuz etkiler oluşturabiliyor. Uzmanlar, sosyal medyada paylaşılan idealize edilmiş yaşamların, gerçek hayatla kıyaslandığında bireylerde yetersizlik hissi ve mutsuzluk duygusunu artırdığını vurguluyor. OMÜ Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’ndan Doç. Dr. Selçuk Özdin de bu duruma dikkat çekerek, sosyal medya kullanımının psikolojik etkilerine ilişkin önemli uyarılarda bulundu. "KİŞİYE ÖDÜL HİSSİ VEREN BEĞENİ, YORUM VE TAKİPÇİ SAYISI" Doç. Dr. Selçuk Özdin, sosyal medya bağımlılığının klasik sınıflandırma sistemlerinde henüz yer almadığını belirterek, "Sosyal medya bağımlılığı aslında klasik sınıflandırma sistemlerinde yer bulmuş değil. Ancak toplum nezdinde ve uluslararası düzeyde çok sık görüldüğü düşünülüyor. Bu durum, davranışsal bağımlılık olarak sınıflandırılabilir. Sosyal medya bağımlılığında kişiye ödül hissi veren unsuru kimyasal madde değil, beğeni, yorum ve takipçi sayısı. Bu da ödül etkisiyle beraber tekrar kullanımlara, dolayısıyla bağımlılığın ortaya çıkmasına neden olabiliyor" dedi. "MÜKEMMEL HAYAT GÖSTERİMİ ÖZGÜVENİ ZEDELEYEBİLİYOR" Sosyal medyada sürekli olarak "mükemmel hayat" algısı oluşturulmasının bireylerin ruh sağlığı üzerinde olumsuz etkilediğini belirten Özdin, "Kişiler sosyal medyada daha çok seçilmiş ve süslenmiş kareleri paylaşıyorlar. Karşı taraftaki bireyler bu görüntülere yoğun şekilde maruz kaldıklarında, Neden ben onlar gibi mutlu, zengin veya başarılı değilim’ düşüncesine kapılabiliyorlar" diye konuştu. Bu durumun özgüven azalmasına, kendini yetersiz hissetmeye ve depresyon gelişimine zemin hazırlayabileceğini söyleyen Özdin, "Kişilerin sosyal medyada gördüklerinin anlık görüntüler olduğunu, herkesin her zaman mutlu olamayacağını bilmesi ruh sağlığı açısından önemlidir" şeklinde konuştu. "SORUNUN FARKINA VARILMADAN DEĞİŞİM BAŞLAMAZ" Sosyal medya bağımlılığıyla başa çıkmak isteyen kişilerin öncelikle bu durumun bir sorun olduğunu kabul etmeleri gerektiğini belirten Özdin, "Herhangi bir davranış değişikliğine gitmek istiyorsak, öncelikle kişinin sergilediği davranışın sorunlu olduğunu bilmesi gerekir. Sosyal medya bağımlılığında öncelikle kullanım süresi kısıtlanmalıdır. Günlük kullanım süresini azaltmak, belirli saatlerde ’ekransız zamanlar’ oluşturmak, yatak odasına telefon almamak önemli adımlardır. Eğer kişi bu yöntemlerle başarılı olamıyorsa bir uzmandan yardım alması gerekir" tavsiyelerinde bulundu. "GERÇEK KENDİLİK VE İDEAL KENDİLİK ARASINDAKİ FARK BÜYÜYOR" Sosyal medyanın kişileri zamanla kendi gerçekliklerinden uzaklaştırabildiğini vurgulayan Doç. Dr. Selçuk Özdin, "Bir bağımlılık varsa bunun altında yatan mekanizma araştırılmalıdır. Sosyal medyada kişi, kendisini nasıl görmek istiyorsa o şekilde yansıtıyor. Gerçek hayatındaki kişi tamamen farklı olabiliyor" açıklamasında bulundu. Özdin, bu durumu psikolojik bir kavramla açıklayarak, "Sosyal medyada yansıtılan bu görüntü ’ideal kendilik’, gerçek hayattaki kişi ise ’gerçek kendilik’tir. İdeal kendilik ile gerçek kendilik arasındaki fark büyüdükçe, kişi gerçek olmayan bir bağlantı sürdürebiliyor. Bu farkın artmasıyla ruhsal sorunlar da ortaya çıkabiliyor" ifadelerini kullandı. Sosyal medyayı tamamen olumsuz bir mecra olarak değerlendirmenin doğru olmayacağını da belirten Özdin şunları söyledi: "Uygun kullanıldığında sosyal medya bireylere kendilerini ifade etme imkânı sunabilir. Ancak aşırı ve kontrolsüz kullanım ruhsal açıdan ciddi zararlar doğurabiliyor."

3 YIL SONRA BANYO YAPAN BARIŞ’A DEPRESYON TEŞHİSİ Haber

3 YIL SONRA BANYO YAPAN BARIŞ’A DEPRESYON TEŞHİSİ

Hatay’da yaklaşık üç yıl boyunca dış dünyayla tüm bağlarını koparan ve sanal dünyaya bağımlı hale gelen 23 yaşındaki Barış Özbay, devlet kurumlarının desteğiyle yeniden hayata tutunmaya başladı. İlk kez duş alıp tıraş olan Barış’a yapılan sağlık kontrollerinde anksiyete ve depresyon teşhisi konuldu. Kahramanmaraş merkezli depremlerde evini ve yakınlarını kaybeden Semra Özbay (50) ve oğlu Barış Özbay (23), Hatay'ın Defne ilçesinde hayata tutunmaya çalışıyor. Üniversite eğitimini yarıda bırakan Barış, üç yıla yakın bir süredir yalnızca bilgisayar ve cep telefonuyla vakit geçirerek adeta kendisini izole etti. Bu süreçte kişisel bakımını tamamen ihmal eden genç adam, günlerce duş almadı, tıraş olmadı ve evden dışarı çıkmadı. SOSYAL MEDYA BAĞIMLILIĞI HAYATTAN KOPARDI Ailenin durumu sosyal medyada gündem olduktan sonra devreye giren Aile ve Sosyal Hizmetler Müdürlüğü ile Antakya İlçe Sağlık Müdürlüğü ekipleri Barış’la yakından ilgilendi. Evde yapılan temizlik çalışmasının ardından sağlık ekipleri tarafından kan tahlilleri ve psikolojik değerlendirmeler yapıldı. Antakya İlçe Sağlık Müdürü Dr. Ferdi Coşgun, Barış Özbay’ın yaşadığı sağlık sorunlarıyla ilgili şu bilgileri paylaştı: “Barış kardeşimizle ilgili sosyal medya üzerinden gelen bilgiler doğrultusunda hemen harekete geçtik. Evde yapılan sağlık kontrolleri sonucunda ciddi bir sağlık sorunu tespit edilmedi ancak vitamin eksiklikleri vardı. Psikiyatri uzmanlarımız ise kendisine anksiyete ve depresyon teşhisi koydu ve tedavi süreci başlatıldı.” “SOSYAL HAYATA DÖNÜŞÜ İÇİN DESTEK SÜRECEK” Dr. Coşgun, Barış’ın yaşadığı bu durumun temelinde dijital bağımlılığın olduğunu belirterek, sosyal izolasyonun bireyin ruh sağlığı üzerinde ciddi etkiler oluşturabileceğine dikkat çekti. “Barış’ın gerçek insan ilişkilerinden kopmuş olması, sanal ortama bağımlılığı tetiklemiş. Şu anda psikososyal destek veriyoruz. Psikoterapi süreci de başlayacak. Hedefimiz, Barış’ın yeniden sağlıklı bir sosyal hayata adapte olmasını sağlamak.” Antakya Belediyesi ekipleri de Barış ve annesinin yaşadığı evde temizlik çalışması yaparak yeni bir başlangıç için destek verdi. Barış Özbay’ın ilk kez duş alıp tıraş olması ve evden çıkması, annesi Semra Özbay’a da büyük moral oldu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.