#Doktor

- Doktor haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Doktor haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

DOWN SENDROMU TESTİ YAPMAYAN HASTANEYE 81 MİLYON TL TAZMİNAT Haber

DOWN SENDROMU TESTİ YAPMAYAN HASTANEYE 81 MİLYON TL TAZMİNAT

Diyarbakır’ın Ergani ilçesinde çocukları Down Sendromlu olarak dünyaya gelen aile, gebelik sürecinde Down Sendromu tarama testinin yapılmadığı ve bilgilendirilmedikleri gerekçesiyle açtığı davada, doktor ve özel hastaneye karşı 81 milyon TL tazminat kazandı. Aile, hamilelik sürecinde 2021 yılında Diyarbakır'daki bir özel hastanede aynı doktora düzenli olarak kontrole gitti. Ancak doğumun ardından bebeklerinin Down Sendromlu olduğunu hemşireden öğrendi. Aile, gebelik süresince kendilerine test yapılmadığını ve bilgilendirme yapılmadığını belirterek doktor ve hastane hakkında şikayette bulundu. 700 BİN TL TEKLİF REDDEDİLDİ, DAVA AÇILDI Ailenin avukatı Ferhat Yiğit, “Arabuluculuk sürecinde 700 bin TL talep ettik ancak bu kabul edilmedi. 2021 yılında açılan davada mahkeme, hekimin aydınlatma yükümlülüğünü ihlal ettiğine hükmetti ve 43 milyon TL tazminata karar verdi. Faiz, vekalet ve yargılama giderleriyle birlikte bu rakam 81 milyon liraya ulaştı.” dedi. "DOKTOR TEST ÖNERMEDİ, AİLE BİLGİLENDİRİLMEDİ" Avukat Yiğit, “Hekim, tarama testi önermedi, yazılı onam almadı, gebeliğin sonlandırılması gibi bir seçenek sunmadı. Bu nedenle aile, çocuğun sağlıklı olduğunu düşünerek doğuma gitti. Mahkeme de bu gerekçeyle aileyi haklı buldu” ifadelerini kullandı. "BİZE SAĞLIKLI DENİLDİ" Baba Hüseyin Kızmaz ise ifadesinde şunları söyledi: "Doktor her şeyin yolunda olduğunu söyledi. Doğumdan sonra hemşire çocuğumuzun Down Sendromlu olduğunu söyledi. Eğer bize önceden bilgi verilseydi, karar hakkımız olurdu. Biz de bu mağduriyeti başka aileler yaşamasın diye dava açtık." HASTANE İTİRAZ ETTİ Mahkeme kararına itiraz eden hastane, dosyayı üst mahkemeye taşıdı. Süreç istinaf aşamasında devam ediyor.

DOWN SENDROMLU BEBEK DAVASINDA HEKİME 77 MİLYON TL TAZMİNAT Haber

DOWN SENDROMLU BEBEK DAVASINDA HEKİME 77 MİLYON TL TAZMİNAT

Kocaeli’de bir hekime, down sendromlu doğan bebek nedeniyle açılan tazminat davasında 77 milyon lira ceza verilmesi, Adli Tıp Kurumu’nun “hekim hatası yok” raporuna rağmen alınan karar nedeniyle tepkilere yol açtı. HEKİMSEN Genel Başkanı Uzm. Dr. Adil Kurban, "Bu kabul edilemez" diyerek karara itiraz etti. ADLİ TIP ‘HATA YOK’ DEDİ AMA CEZA VERİLDİ Olay, 35 yaşındaki bir hastanın gebelik sürecinde ikili ve üçlü tarama testlerini yazılı olarak reddetmesiyle başladı. Doğum sonrası bebeğin down sendromlu olması üzerine aile, takipli doktor hakkında tazminat davası açtı. Davada Adli Tıp Kurumu’nun hekim lehine raporuna rağmen, mahkeme hekimi 77 milyon lira tazminat ödemeye mahkûm etti. HEKİMSEN Genel Başkanı Uzm. Dr. Adil Kurban, kararı şöyle değerlendirdi: "Adli Tıp ‘hekim hatası yok’ diyor. Buna rağmen nasıl malpraktis kabul edilip bu kadar yüksek bir tazminat cezası veriliyor? Bu kabul edilemeyen bir meseledir". BİR HEKİM, HASTANIN İSTEMEDİĞİ TESTİ ZORLA YAPTIRAMAZ Kurban, hekimin sadece hastanın onayıyla işlem yapabileceğini vurguladı: "Aşıdan tahlile kadar her işlem hasta talebiyle olur. Bir hekim, istemeyen birine hiçbir testi yaptıramaz. Bu durumda hekime sorumluluk yüklenmesi doğru değil". KARARI ÜST MAHKEMEYE TAŞIYACAĞIZ Davayı HEKİMSEN olarak üstlendiklerini açıklayan Kurban, kararın şu anda istinaf sürecinde olduğunu belirtti: "Üyemiz olmasa bile bir hekim olarak yanındayız. Yargıtay aşaması da var. Ceza onanırsa bu meblağın altından nasıl kalkacağı bile belirsiz" dedi. ÖLÇÜSÜZ CEZALAR HEKİMLERİ YALNIZ BIRAKIYOR Malpraktis davalarında verilen tazminatların ölçüsüz ve ödenemez boyutlara ulaştığını kaydeden Kurban, bazı teknik aksaklıkların veya diğer personel hatalarının da sonuçlara etki edebileceğini hatırlattı. "ÖZEL SEKTÖR HEKİMLERİ KORUMASIZ" Kamuda çalışan hekimlerin belirli yasal güvencelere sahip olduğunu belirten Kurban, özel sektörde çalışan doktorların hiçbir koruma mekanizması olmadan bu tür cezalara maruz kaldığını söyledi: "Kamuda devlet kısmen ödeme yapıyor. Üniversitelerde süreç komisyonlarla yürütülüyor. Ama özel sektörde çalışan hekimler her şeyi ceplerinden ödemek zorunda kalıyor". "Yeni yasa tasarısıyla bu sorunlar çözülecek" HEKİMSEN olarak “Hekimlik Meslek Kanunu Tasarısı” hazırladıklarını ve Sağlık Bakanlığı’na sunduklarını açıklayan Kurban, hedeflerinin malpraktis, deontoloji ve özlük haklarında adaletli standartlar getirmek olduğunu belirtti: "Tüm bu cezaları, hekimlik yükünü ve sorunları tecrübemizle değerlendirdik. Devletimize sunduk. Onaylanırsa bu tür adaletsizliklerin önüne geçilmiş olacak".

YAŞARKEN OĞLUNA, ÖLÜNCE DE 3 KİŞİYE UMUT OLDU Haber

YAŞARKEN OĞLUNA, ÖLÜNCE DE 3 KİŞİYE UMUT OLDU

Balıkesir'de yaşarken oğluna böbreğini bağışlayan Embiye Yener, öldükten sonra da organ bağışı ile 3 kişiye daha umut oldu. Bursa'da gerçekleşen organ nakli, herkese örnek oldu. Balıkesir'de ikamet eden Embiye Yener, 69 yaşında vefat etti. Vefat ettikten sonra organları böbrek ve karaciğer bekleyen hastalara umut olan Yener'in, 2022 yılında ise bir böbreğini oğluna verdiği ortaya çıktı. Annesinin böbreği ile hayata tutunan oğlu Tahsin Yener, "Böbrek sıkıntısı sebebiyle hastaneye başvurduğumda illaki nakil ya da diyaliz dediler. Annemin dokuları bana birebir yüksek oranda uyduğu için Bursa'da başarılı bir nakil süreciyle sağlığıma kavuştum. Aradan 3 sene geçti. Annem hayatını kaybetti. Annemin hep bir hayali vardı. Benden kaynaklı olsa gerek, ‘Benim organlarımı bağışlayın' derdi. Bizde onun isteğini yerine getirerek, organ bağışında bulunduk. Veri tabanı girildiği gibi, 2 yetişkin ve 1 çocuk hastaya uyduğu söylendi. Onlara şifa oldu. Annem öldükten sonra da yine birilerinin hayatına devam etmesine vesile oldu" dedi. "Başına gelmeyen bilmez" Yaşadığı günleri duygu dolu gözlerle anlatan Tahsin Yener, "O günleri biz çok iyi biliyoruz. Organ naklinin ne kadar önemli olduğunu, gücümün yettiğince, tanıdığım tanımadığım herkese anlatmaya çalışıyorum. Bütün akrabalarımı, arkadaşlarımı ve tanıştığım herkese, organ bağışında bulunması konusunda bilgilendiriyorum. Çünkü başına gelmeyen bilmiyor. Gerçekten bunu yaşayan biliyor" diye konuştu. "Organ naklini gerçekleştiren doktor da duygulandı" Organları bağışladıktan sonra öğrendiği bir olayı anlatan Tahsin Yener, "Nakli yapacak olan doktor, bizim naklimizi yapan doktordu. 3 sene evvel annemin böbreğini alıp bana nakil ettiğini isminden hatırlamış, hatta biraz da duygulanmış. Hocam, sağ olsun, ameliyata başlamadan geri çıkarak, kendine gelmek istemiş. Oradaki doktorlara, ‘Nasıl bir kadındır ki, öldükten sonra da yine şifa oluyor' diye söylemiş. Bunlar önemli detaylar; küçük ama çok önem arz eden detaylar. Zaten ben de ilk fırsatta hocamızı gidip görmeyi düşünüyorum" dedi. "Oğluna ve 3 nakil bekleyen hastana umut oldu" İlk önce oğluna, daha sonra organ nakil bekleyen 3 kişiye umut olan Embiye Yener'in ameliyatlarını gerçekleştiren Acıbadem Bursa Hastanesi Organ Nakli Merkezi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Oktay ise, "Canlı verici olarak oğluna böbrek vermişti. Kendisi gayet sağlıklıydı. Oğlu da nakil böbreğiyle sağlığına kavuşmuştu. Elim bir kaza sonucu Embiye hanım hayatını kaybediyor. Daha önce aile arasında bu konu bilindiği için tereddüt etmeden ailesi de organ bağışında bulundu. Çoklu organ bağışı yaptılar. Tabi tek böbreğini zaten yaşıyorken vermişti, vefat ettikten sonra da ikinci böbreğini ve karaciğerini nakil bekleyen hastalara verdi" şeklinde konuştu. "Aile içerisinde organ bağışının konuşulması önemli" Bu nakilde en dikkat çeken konun aile içerisinde konuşulması olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Bülent Oktay, "Aile arasında bu konu daha önce konuşulmuş ve kişilerin bu konuda fikir ya da beyanı biliniyorsa, öldükten sonra organ bağışlamada hiç problem yaşanmıyor. Çünkü ülkemiz, canlı vericide dünyada en yüksek bağışı yapan ülke, ama ölüye gelince son derece düşük rakamlar var. Bunun temel sebebi de kültürel ya da inançlar değil, bunlar olsa canlıyken veremeyiz. Buradaki temel sebep, vefat eden kişinin yakınlarının vicdan olarak karar verememesidir. "Acaba sağlığında merhum veya merhume organ bağışına meyilliydi, yapar mıydı?" diye. Eğer bu daha evvel konuşulmuş olsa, bu örneğimizde olduğu gibi, kişi daha evvel böbreğini vermiş; tereddüt bile etmediler, hemen verdiler" dedi.

BULGARİSTAN'DA KOPAN PARMAĞINI, BURSA'DA DİKTİRDİ Haber

BULGARİSTAN'DA KOPAN PARMAĞINI, BURSA'DA DİKTİRDİ

Bulgaristan'da kuşları için kümes yapmak isteyen kişinin parmağı, tırnak kısmından sıkışarak koptu. Kopan parmağını buz poşetleriyle soğuk tutarak Türkiye'ye gelen adamın, 14 saat sonra dikilen parmağıyla yüzü güldü. Bulgaristan'da ikamet eden 55 yaşındaki Sayit Karataş, gözü gibi baktığı güvercinlerine daha korunaklı bir kafes yapmak istedi. Rüzgar veya büyük hayvanların kaldıramayacağı metalle de kümesi güçlendirmek istedi. Ancak, metali yerleştireceği sırada parmağını sıkıştıran Karataş, tırnak kısmı hizasından orta parmağını kopardı. İlk müdahalenin ardından gittiği hastaneler, parmağın dikilemeyeceğini, uç kısmının doku eklenerek kapatılabileceğini söyledi. Karataş ise kopan parmağını buz dolu poşetlere koyarak mikrop kapmaması ve hücrelerin ölmemesini sağlamaya çalıştı. 600 kilometre yol gelen Karataş, yaşadıklarını parmağını diken doktorla birlikte şöyle açıkladı: "Hobi olarak güvercinlere kümes yaparken metalin arasına sıkıştı. İlk müdahaleyi bulunduğumuz şehirde yapmaları için hastaneye gittik. Ama orada olumlu bir cevap alamadık. Sonra Sofya'da yapılabileceğini söylediler. Orada da hastaneye ulaştık, orada da sadece bu eksiğin dikilemeyeceğini, etrafından doku alarak yapabileceklerini söylediler. Ama bu bizim içimize yatmadı. Sonra tanıdıklarımızın vasıtası ile doktor beye ulaşıldı. O da aynı şekilde deneyebileceğini söyledi. Biz de o riski alarak hastaneye geldik. Parmağı getirirken hijyen şartlarını oluşturmaya çalıştık. Aldığımız ufak da olsa ilk yardım bilgilerinden, buzun içine koyduk. Küçük bir torbanın içine, hastaneye de orada bu şekilde ulaştık. Bulgaristan'dan Bursa'ya gelirken de aynı şekilde buz torbası içinde, ayrı bir kabın içinde bu şekilde buraya geldik. 600 kilometre bir mesafe; buz torbasının buzları eridiğini gördüğümüz zaman yakın bir alabileceğimiz noktadan buz aldık. Sürekli soğuk halde tutmaya çalıştık, sanırım da başardık herhalde" dedi. Başardıklarına sevindiğini belirten Doruk Hastanesi Plastik ve Rekonstüriktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Furkan Karabulut, "Öncelikle kopan parçanın canlılığına, dokuların ölüp ölmediğine ameliyathanede değerlendirdik ve kopan parçanın yerine dikilebilir olduğunu gördük ve hastamızı operasyona aldık. Hadiseden sonra 14-15 saat geçtiği için bu kopan parmağı tutma ihtimalinin düşük olduğunu, operasyonun başarısız olabileceği gibi durumları anlatarak hastamızı operasyona aldık. Hastamıza bir şans vermek istedik ve yaklaşık 1 hafta oldu; hastamızın kopan parmak ucunu yerine dikeli 1 haftadır günlük takiplerimizi yaparak parmağın dolaşımını sağlamış olduk. Bu yaptığımız operasyon sayesinde hastamızın parmağını hem estetik olarak hem de fonksiyonel olarak ileride eskisi gibi kullanabileceğini düşünüyoruz. Bu ameliyat sayesinde, tabi burada bu tarz operasyonlarda parmak kopması, parmak ucu kopması ya da parmağın tamamı kopabilir, biz zamanla yarışıyoruz. Bizim için zaman çok değerli. Bu hastamızda da uzun bir zaman geçmesine rağmen ve ameliyatın diğer zorlu şartları da olmasını göz önünde bulundurarak biz bütün riskleri alıp hastamızın kopan parmağını yerine diktik ve başarılı sonuçlandırdık" şeklinde konuştu.

DOLANDIRICI SANILAN DOKTOR HASTASINI ZOR İKNA ETTİ Haber

DOLANDIRICI SANILAN DOKTOR HASTASINI ZOR İKNA ETTİ

Ancak bağış haberi geldiğinde dolandırıcı sanarak nakli reddetti. Gerçeği ancak doktorunun görüntülü aramasıyla anlayan Demirel, nakil operasyonuna ikna oldu ve Ankara'dan gönderilen yüzde yüz uyumlu böbrek, İzmir’de başarıyla nakledildi. “DOLANDIRICI TUZAĞI SANDIM, NEREDEYSE BÜYÜK BİR ŞANSI KAÇIRIYORDUM” Hatay'ın Defne ilçesinde yaşayan ve deprem sonrası İzmir’e taşınan Demirel, 3 yıl önce Acıbadem Kent Hastanesi kadavra listesine adını yazdırmıştı. Ancak hastaneden gelen “böbrek bulundu” telefonunu bir dolandırıcılık girişimi sanarak reddetti. Daha önce yaşadığı bir dolandırıcılık deneyimi nedeniyle tedirgin olan Demirel, arayan kişinin doktor olduğunu ancak görüntülü görüşmeyle anlayabildi. “Polise gitmeyi bile düşündük. Doktorum görüntülü aramasa, bu nakli reddedip büyük bir şansı kaçıracaktım,” diyen Demirel, yaşadığı tedirginliği şu sözlerle anlattı: “Hatay depreminde birçok yakınımı kaybettim. Evim, dükkanım yıkıldı. O süreçte dolandırıldım. Bu yüzden bir anda gelen ‘böbrek bulundu’ haberine inanamadım.” YÜZDE 100 UYUMLU BÖBREK: “BÜYÜK İKRAMİYEYDİ” Demirel, doktorların ısrarı üzerine hastaneye geldi ve yapılan nakil operasyonu başarılı geçti. Operasyon, Acıbadem Kent Hastanesi Böbrek Nakli Ekibi tarafından, Uzm. Dr. Işık Özgü başkanlığında gerçekleştirildi. Uzm. Dr. Özgü, süreci şu sözlerle anlattı: “Hastamıza uygun böbrek Ankara’dan geldi. Yüzde 100 uyumlu olması nadir rastlanan bir durum. Bağışı hemen değerlendirdik ama hastayı ikna etmek için günlerce uğraştık. En sonunda görüntülü arama ile inandırabildik. Şimdi sağlık durumu gayet iyi.” ORGAN BAĞIŞI HAFTASI'NA DİKKAT ÇEKİLDİ Rutin kontrol için yeniden hastaneye gelen Demirel, doktorlarına tekrar teşekkür etti. Sağlık ekibi ise bu olayla birlikte Organ Bağışı Haftası dolayısıyla çağrıda bulundu: “Organ bağışı hayat kurtarır. Nursel Hanım’ın hikayesi de bunun en güzel örneklerinden biri.”

TÜRKİYE'NİN EN AĞIR BEBEĞİ BURSA'DA DOĞDU Haber

TÜRKİYE'NİN EN AĞIR BEBEĞİ BURSA'DA DOĞDU

Bursa’nın İnegöl ilçesinde dünyaya gelen erkek bebek, 6 kilo 150 gram doğum ağırlığıyla Türkiye'nin en ağır bebeği olarak literatüre girmeye aday. Avukat Murat Tunç Bircan (32) ve özel sağlık merkezi Müdürü Ece Bircan (28) çiftinin ikinci çocukları olan Ali Atilla, 6 kilo 150 gram ağırlığında 59 santim uzunluğunda doğarak hem ailesini hem de sağlık görevlilerini hayrete düşürdü. Doğum, İnegöl’de özel bir hastanede Kadın Doğum Uzmanı Dr. İbrahim Yaşa tarafından gerçekleştirildi. Sezaryen yöntemiyle 37 haftalık olarak dünyaya gelen Ali Atilla'nın doğum sürecinde doktor ve sağlık ekibi ekstra hassasiyet gösterdi. Normal doğum ortalaması 3-3,5 kilogram arasında seyrederken, Ali Atilla’nın kilosu neredeyse iki kat fazla oldu. Doğumdan sonra yapılan kontrollerde bebeğin sağlık durumunun iyi olduğu belirlendi. Kadın Doğum Uzmanı Dr. İbrahim Yaşa, "Bebek Bircan tarafımdan takip edildi. Birkaç gün önce de doğumu gerçekleşti. Sıkıntılı bir takip vardı. Bebek çok hızlı kilo alıyordu. 6 kilo 150 gram ağırlığında erkek bebek doğurttuk. 2024-2025 taramalarında Türkiye’deki en büyük bebek. Geçen sene İspanya’daki 6 kiloluk bebek Avrupa’da gündem olmuştu. Bundan birkaç ay önce doğuda bir ilimizde 5 kilo 250 gram doğan bir bebekle baya sansasyonel olmuştu. Bizim bebeğimiz aynı zamanda 37 haftalık bir bebekti. Literatüre girmeye aday bir bebek. Annemizi bir iki gün hastaneye yatırdık fakat ağrılar artmaya başlayınca normal doğum süresinden 3 hafta önce de olsa sezeryanla almaya karar verdik" ifadelerini kullandı. Baba Murat Bircan," Teşekkür ederiz. Mutluyuz, bütün çocuk doktoru hocamıza da teşekkür ediyoruz Kadın doğum İbrahim hocamıza, çocuk doktoru Kahraman hocaya da teşekkür ediyoruz, sağ olun. Sevindik mutlu olduk, çok şükür" dedi. Anne Ece Bircan ise, "Biz aslında bekliyorduk, çünkü ultrasonda her hafta, her ay kontrollerinde belliydi kilolu gittiği, önden gittiği. İbrahim hocam söylüyordu ama biz tabii ki 5 kilo civarında beklerken birden 6 kilo 150 gram doğması bizi de şaşırttı. Sağlıklı olması çok şükür güzel bir şey. İnşallah da böyle devam eder"dedi.

İZMİR ŞEHİR HASTANESİ’NDE SKANDAL UYGULAMA: SANDALYELER TOPLATILDI Haber

İZMİR ŞEHİR HASTANESİ’NDE SKANDAL UYGULAMA: SANDALYELER TOPLATILDI

İzmir Şehir Hastanesi’nde yoğun bakım servisinde görev yapan hemşirelerin kullandığı sandalyelerin, hastane yönetiminin talimatıyla toplatıldığı ortaya çıktı. 25 Temmuz 2025 tarihinde uygulamaya konulan karar sonrası, hasta takibinin yapıldığı bilgisayarların bulunduğu masalarda bir tek sandalye bile bırakılmadığı öğrenildi. İddiaya göre, sandalyelerin toplatılması kararı başhekimlik talimatıyla alındı. Sağlık çalışanlarının çözüm için yaptığı girişimler sonuçsuz kalırken, konu kamuoyuna taşındı. Hemşirelerin temsilcileri yaptıkları açıklamada, bu kararın hem insan haklarına hem de hasta güvenliğine aykırı olduğunu belirtti. “Görevini özveriyle yapan hemşirelerin, hasta takiplerini ayakta yapmak zorunda bırakılması kabul edilemez,” denilen açıklamada, uygulamanın çalışanların moral ve motivasyonunu olumsuz etkilediği ve bunun doğrudan hasta güvenliğini tehlikeye attığı vurgulandı. Hemşire temsilcileri, hastane yönetimine “Yöneticilik, personeli cezalandırmak değil, onların sorunlarını çözmekle olur” mesajı verdi. Uygulamanın yoğun bakım gibi kritik bir birimde gerçekleştirilmesi ise tepkileri daha da artırdı. 24 saat nöbet tutan hemşirelerin, hiçbir oturma imkânı olmadan görev yapmasının mümkün olmadığını ifade eden sağlık çalışanları, uygulamanın hem vicdani, hem insani hem de hukuki olmadığını savundu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.