#Sağlık Bakanlığı

- Sağlık Bakanlığı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sağlık Bakanlığı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

BİRLİK SAĞLIK SEN’DEN DEPREM RİSKLİ HASTANELER İÇİN ÇAĞRI Haber

BİRLİK SAĞLIK SEN’DEN DEPREM RİSKLİ HASTANELER İÇİN ÇAĞRI

Birlik Sağlık Sen Genel Başkanı Ahmet Doğruyol, İzmir Eğitim Diş Hastanesi önünde yaptığı basın açıklamasında depreme dayanıksız sağlık kuruluşlarının çalışanların ve hastaların hayatını tehlikeye attığını belirterek, riskli hastanelerin acilen yenilenmesini istedi. Birlik Sağlık Sen Genel Başkanı Ahmet Doğruyol, 5 Mart 2026 tarihinde İzmir Eğitim Diş Hastanesi önünde yaptığı basın açıklamasında, depreme dayanıksız sağlık kuruluşlarına dikkat çekerek yetkililere çağrıda bulundu. “Ölmek istemiyoruz” diyerek sözlerine başlayan Doğruyol, yaşam ile ölüm arasındaki ince çizginin deprem önlemleri olduğunu vurguladı. Bilimin ışığında alınacak tedbirlerin hayat kurtardığını ifade eden Doğruyol, özellikle sağlık kurumlarının depreme dayanıklı hale getirilmesinin hayati önem taşıdığını söyledi. DEPREME DAYANIKSIZ HASTANELER RİSK OLUŞTURUYOR Acil boşaltılma kararı bulunan İzmir Eğitim Diş Hastanesi önünde açıklama yapan Doğruyol, yalnızca İzmir’de değil Türkiye’nin birçok ilinde sağlık kuruluşlarının deprem açısından risk taşıdığını belirtti. Doğruyol, “Başta İzmir olmak üzere ülkemizin pek çok ilinde bulunan sağlık kuruluşlarının depreme dayanıksız olması, çalışanlarımızın can güvenliğini tehlikeye atmakta, moral ve motivasyonunu bozmakta ve iş verimini düşürmektedir” dedi. Pek çok hastanenin deprem riskinin yıllar önce tespit edilmesine rağmen binaların hâlâ yenilenmemiş olmasının endişe verici olduğunu ifade eden Doğruyol, can güvenliğinin her şeyden önce gelmesi gerektiğini vurguladı. GEÇMİŞ DEPREMLER HATIRLATILDI Açıklamada, 30 Ekim 2020’de meydana gelen İzmir depreminde hayatını kaybeden 117 vatandaş ile 6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli depremlerde yaşamını yitiren 53 binden fazla kişi anıldı. Depremlerde hastanelerin yıkılması nedeniyle görev başında hayatını kaybeden sağlık çalışanlarının da unutulmadığını belirten Doğruyol, benzer acıların yeniden yaşanmaması için gerekli önlemlerin acilen alınması gerektiğini söyledi. “RİSKLİ HASTANELER ACİLEN YENİLENMELİ” Doğruyol, özellikle olası bir afet durumunda görev alacak asker, polis ve sağlık çalışanlarının kullandığı binaların daha sağlam olması gerektiğini belirterek şu ifadeleri kullandı: “Şu önünde bulunduğumuz bina gibi depreme dayanıksız hastanelerin faaliyette tutulması, olası bir depremde yüzlerce sağlık çalışanının enkaz altında kalmasına neden olabilir. Biz acilen boşaltılma kararı olan bir hastanede görev yapmak istemiyoruz.” Birlik Sağlık Sen olarak mücadelelerini sürdüreceklerini ifade eden Doğruyol, Sağlık Bakanlığı’na çağrıda bulunarak deprem riskine karşı hastanelerin bir an önce güvenli hale getirilmesini istedi.

DEÜ’DEN SAĞLIKTA ÖNEMLİ ADIM: İLK NOVASEQ 6000 Haber

DEÜ’DEN SAĞLIKTA ÖNEMLİ ADIM: İLK NOVASEQ 6000

Üniversite bünyesine kazandırılan yüksek kapasiteli DNA dizileme cihazı NovaSeq 6000, nadir hastalıkların teşhis ve tedavi süreçlerinde ileri düzey genomik analiz yapılmasına olanak sağlayacak. DEÜ Tıp Fakültesi Tıbbi Genetik Ana Bilim Dalı ve Genetik Hastalıklar Değerlendirme Merkezi’nde kullanılmaya başlanan cihaz, mevcut bilgilere göre üniversite hastaneleri arasında yalnızca Dokuz Eylül Üniversitesi’nde bulunuyor. Yeni teknoloji sayesinde hem klinik tanı süreçlerinin hızlanması hem de bilimsel araştırmaların güçlenmesi hedefleniyor. NADİR HASTALIKLARIN YÜZDE 80’İ GENETİK KÖKENLİ 28 Şubat Dünya Nadir Hastalıklar Günü kapsamında değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Ahmet Okay Çağlayan, nadir hastalıkların dünya genelinde önemli bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çekti. Çağlayan, nadir hastalıkların ülkeden ülkeye farklı tanımlandığını ancak Türkiye’de yaklaşık her 2 bin kişiden birinde görüldüğünü belirtti. Dünya genelinde yaklaşık 8 bin farklı nadir hastalık bulunduğunu ifade eden Çağlayan, bu hastalıkların dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 6’sını etkilediğini söyledi. Çağlayan, “Dünya genelinde 400 milyondan fazla kişi nadir hastalıklarla yaşıyor. Avrupa’da yaklaşık 30 milyon, Türkiye’de ise 5 ila 7 milyon kişinin nadir hastalığa sahip olduğu tahmin ediliyor. Bu hastalıkların yüzde 80’i genetik kökenli ve yüzde 70’i çocukluk döneminde ortaya çıkıyor” dedi. ÜNİVERSİTE HASTANELERİ ARASINDA SADECE DEÜ’DE NovaSeq 6000 cihazının tanı süreçlerinde önemli bir hız ve doğruluk sağlayacağını belirten Çağlayan, cihazın sağladığı ileri teknoloji sayesinde hastalara daha hızlı ve doğru tanı konulabildiğini söyledi. Çağlayan, “DEÜ bünyesine kazandırılan bu teknoloji, nadir hastalıkların teşhis, tedavi ve izlem süreçlerinde güçlü bir genomik altyapı sunuyor. Üniversite hastaneleri arasında bu cihazın yalnızca Dokuz Eylül Üniversitesi’nde bulunması önemli bir avantaj sağlıyor” ifadelerini kullandı. YILDA YAKLAŞIK 10 BİN HASTA DEĞERLENDİRİLİYOR DEÜ Genetik Hastalıklar Değerlendirme Merkezi’nin Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılmış bir merkez olduğunu belirten Çağlayan, merkezde genetik tanı, araştırma ve danışmanlık hizmetlerinin birlikte sunulduğunu aktardı. Merkezde bugüne kadar yaklaşık 10 bin hastaya klinik değerlendirme yapıldığını ve 5 bin genetik test gerçekleştirildiğini belirten Çağlayan, İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi ile yürütülen çalışmalar sayesinde nadir hastalıkların tanı ve tedavisinde bilimsel kapasitenin sürekli geliştirildiğini ifade etti. BİLİMSEL ARAŞTIRMALAR İÇİN GÜÇLÜ ALTYAPI Dokuz Eylül Üniversitesi’nin sağlık alanındaki ileri teknoloji yatırımlarının hem hasta hizmetlerinin kalitesini artırdığı hem de genetik temelli hastalıkların anlaşılması ve tedavisine yönelik araştırmalara önemli katkı sağladığı belirtildi. Üniversite, sahip olduğu ileri genomik altyapı ve uzman akademik kadrosuyla ulusal ve uluslararası düzeyde bilimsel çalışmalara katkı sunmayı sürdürüyor.

EN KALABALIK ÜLKEDE VİRÜS ALARMI: BAKANLIK ALARMA GEÇTİ Haber

EN KALABALIK ÜLKEDE VİRÜS ALARMI: BAKANLIK ALARMA GEÇTİ

Dünyanın en kalabalık ülkelerinden biri olan Hindistan’da Nipah virüs'ü vakaları nedeniyle sağlık otoriteleri alarma geçti. Batı Bengal eyaletine bağlı Barasat kentinde iki kişide Nipah virüsü tespit edilmesinin ardından yetkililer kapsamlı halk sağlığı önlemlerini devreye aldı. Hindistan Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, Aralık 2025’ten bu yana Batı Bengal eyaletinde yalnızca iki Nipah virüsü vakasının doğrulandığı bildirildi. Yetkililer, vakalarla temaslı olduğu belirlenen kişilerin tamamının test edildiğini ve sonuçların negatif çıktığını açıkladı. 196 KİŞİ TAKİBE ALINDI Açıklamada, doğrulanmış vakalarla bağlantılı toplam 196 temaslının tespit edilerek izlemeye alındığı belirtildi. Temaslı kişilerin hiçbirinde hastalığa dair belirti görülmediği ve yapılan testlerde Nipah virüsüne rastlanmadığı ifade edildi. Hindistan hükümetinin Batı Bengal eyalet yönetimiyle koordinasyon içinde hareket ettiği belirtilen açıklamada, vakaların ortaya çıkmasının ardından belirlenen sağlık protokolleri doğrultusunda hızlı ve kapsamlı halk sağlığı tedbirlerinin uygulamaya konulduğu aktarıldı. Yetkililer ayrıca bazı medya organlarında Nipah virüsüne ilişkin yanıltıcı ve hatalı vaka sayılarının yayıldığını belirterek, yalnızca resmi kaynaklardan yapılan açıklamaların dikkate alınması gerektiğini vurguladı. HASTALARIN DURUMU AĞIR Barasat kentinde 13 Ocak 2026’da Nipah virüsü taşıdığı şüphesiyle hastaneye kaldırılan iki kişinin durumunun ağır olduğu ve solunum cihazına bağlı şekilde tedavi gördükleri bildirildi. Yetkililer, şu ana kadar yeni bir vakaya rastlanmadığını açıkladı. NİPAH VİRÜSÜ NEDİR? Hem insanlarda hem de hayvanlarda hastalığa yol açabilen Nipah virüsü, ilk kez Malezya’nın Nipah bölgesinde görülen salgının ardından bu isimle anılmaya başladı. Virüs bulaşan kişilerde ilk aşamada ateş, baş ağrısı, boğaz ağrısı ve kas ağrısı gibi grip benzeri belirtiler ortaya çıkabiliyor. Hastalığın ilerleyen evrelerinde ise baş dönmesi, aşırı yorgunluk ve bilinç değişiklikleri görülebiliyor. Uzmanlar, virüsün yayılmasını önlemek için temaslı takibi ve erken müdahalenin büyük önem taşıdığına dikkat çekiyor.

COVİD-19 AŞISININ NEDEN ÖLDÜRDÜĞÜ AÇIKLANDI Haber

COVİD-19 AŞISININ NEDEN ÖLDÜRDÜĞÜ AÇIKLANDI

Covid-19 pandemisi döneminde bazı adenovirüs bazlı aşılarla ilişkilendirilen nadir fakat ciddi yan etkilerin neden'i bilim insanları tarafından ortaya kondu. Yapılan yeni araştırma, AstraZeneca ve Janssen aşılarıyla bağlantılı görülen VITT (İmmünotrombotik Trombositopeni) vakalarının arkasındaki genetik mekanizmayı ilk kez net biçimde ortaya koydu. Bilim dünyasında büyük yankı uyandıran çalışma, saygın tıp dergilerinden New England Journal of Medicine (NEJM)’de yayımlandı. Araştırmaya göre, nadir görülen bu komplikasyonların doğrudan aşıdan değil, bazı kişilerde ortaya çıkan anormal bağışıklık tepkisinden kaynaklandığı belirlendi. BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ YANLIŞ HEDEFE SALDIRIYOR Araştırmada, VITT gelişen kişilerde bağışıklık sisteminin antikor üretim sürecinde “somatik hipermutasyon” adı verilen mekanizmanın farklı çalıştığı tespit edildi. Bu süreçte meydana gelen K31E mutasyonu, antikorların virüse saldırmak yerine vücuttaki Trombosit Faktörü 4 (PF4) adlı proteini hedef almasına neden oluyor. Bu durum ise trombositlerin kümelenmesine ve vücudun farklı bölgelerinde tehlikeli pıhtılaşmaların oluşmasına yol açabiliyor. GENETİK YATKINLIK BELİRLEYİCİ Bilim insanları, VITT gelişen hastalarda ortak bir genetik özellik tespit etti. Araştırmaya göre bu kişilerde IGLV3-21*02 adlı gen varyantı bulunuyor. Bu genetik yapı, adenovirüsle karşılaşıldığında bağışıklık sisteminin söz konusu hatalı mutasyonu üretme ihtimalini artırıyor. Uzmanlara göre bu bulgu, VITT vakalarının neden çok nadir görüldüğünü de açıklıyor. Çünkü komplikasyonun ortaya çıkması için belirli bir genetik yatkınlık gerekiyor. GELECEKTE GENETİK TARAMA MÜMKÜN OLABİLİR Araştırmacılar, söz konusu genetik varyantın belirlenmesinin gelecekte adenovirüs bazlı aşı veya tedaviler uygulanmadan önce genetik tarama yapılmasının önünü açabileceğini belirtiyor. Bu gelişmenin, kişiye özel tıp uygulamaları açısından önemli bir adım olabileceği ifade ediliyor. TÜRKİYE’DE BU AŞILAR KULLANILMADI Öte yandan AstraZeneca ve Janssen (Johnson & Johnson) aşıları Türkiye’de resmi aşı programında kullanılmadı. Türkiye’de Covid-19 aşılaması Sağlık Bakanlığı tarafından CoronaVac (Sinovac) ve mRNA aşıları (Pfizer-BioNTech) ile yürütüldü.

BURSA'DA ŞİFA, HASTANIN AYAĞINA GİDİYOR Haber

BURSA'DA ŞİFA, HASTANIN AYAĞINA GİDİYOR

Bursa İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Çetin, İl Sağlık Müdürlüğü Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanlığı bünyesinde hizmet veren Evde Sağlık Hizmetleri Koordinasyon Merkezi tarafından, 2025 yılında 41 bin 924 hasta ile iletişime geçilerek sağlık durumlarının izlendiği ve 110 bin 286 ev ziyareti gerçekleştirildiğini belirtti. 2025 yılında yürütülen evde sağlık hizmetleri çalışmaları hakkında açıklamalarda bulunan Uzm. Dr. Çetin, evde sağlık hizmetlerinin ihtiyacı olan bireylere ev ortamında sosyal ve psikolojik danışmanlık hizmetlerini de kapsayacak şekilde muayene, tetkik, tahlil, pansuman, tedavi, tıbbi bakım gibi hizmetleri içerdiğini dile getirdi. Bursa’da 145 personel ve toplam 25 birim ile evde sağlık hizmeti verildiği bilgisini veren Çetin, "Koordinasyon Merkezi tarafından yürütülen tüm çalışmaların Sağlık Bakanlığı’nın genelge ve yönetmelikleri doğrultusunda planlanmaktadır. Bu kapsamda ekiplerimiz geride bıraktığımız yılda yoğun bir mesai sürdürdüler ve 110 bin 286 ev ziyareti gerçekleştirmeyi başardılar." dedi. Hastaların sağlık durumlarının Evde Sağlık Hizmetleri Koordinasyon ekibi ve sahadaki ekipler tarafından telefon görüşmesi, görüntülü görüşme ve dijital sistemler kullanılarak değerlendirilmesini içeren Uzaktan Hasta Değerlendirme çalışmalarının da yürütüldüğünü vurgulayan Çetin, "Uzaktan hasta değerlendirme hizmetleri kapsamında; ekiplerimiz tarafından hastaların genel durumları izlenerek, gerekli yönlendirmeler yapıldı. Bu sayede hastaların sağlık ihtiyaçları, ilgili mevzuat çerçevesinde hızlı ve etkin şekilde karşılandı. 2025 yılı içerisinde 425 hasta, bu hizmetten faydalandı." şeklinde konuştu. 57 bin 200 e-rapor düzenlendi Sağlık Bakanlığı tarafından özellikle 80 yaş ve üzeri bireylerin sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırmak amacıyla yürütülen e-rapor yenileme hizmeti çalışmalarının da evde sağlık hizmetleri aracılığı ile titizlikle yürütüldüğünü dile getiren Çetin, "Uygulama sayesinde ileri yaş grubundaki vatandaşların sağlık kuruluşlarına başvuru zorunluluğu en aza indirildi. Hasta ve hasta yakınlarına önemli bir kolaylık sağlandı. Mevzuatın yayınlandığı Mayıs 2025 tarihinden bugüne kadar 57 bin 200 e-rapor talebi karşılandı." Hasta memnuniyeti yüzde 98 Sağlık Bakanlığı tarafından, her yıl hazırlanan Hasta/Hasta Yakını Memnuniyet Değerlendirme Anketi sonuçlarına göre, Bursa genelinde sunulan evde sağlık hizmetlerinden hasta/hasta yakını memnuniyet oranının yüzde 98 olarak resmi kayıtlara geçtiğinin altını çizen Çetin, "Anket sonuçlarından elde edilen yüksek memnuniyet oranı; Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanlığı tarafından yürütülen planlı takip, etkin iletişim, mevzuata uygun hizmet anlayışı, hasta ve hasta yakını odaklı yaklaşımın etkinliğini göstermekte ve sahaya olumlu yansıdığını ortaya koymaktadır" dedi.

BURSA'DA AİLE SAĞLIĞINA YATIRIM SÜRÜYOR Haber

BURSA'DA AİLE SAĞLIĞINA YATIRIM SÜRÜYOR

Sağlık Bakanlığı’nın birinci basamak sağlık hizmetlerinde hedeflediği nüfus kriterine ulaşmak adına İnegöl’de başlatılan çalışmalar kapsamında, Bursa'nın İnegöl ilçesinde yeni bir Aile Sağlığı Merkezi daha hizmete girdi. 215 metrekare arsa üzerinde inşa edilen Aile Sağlığı Merkezi, 2 hekim ile mahalle sakinlerine hizmet vermeye başladı. 5 hekim kapasitesi bulunan merkezin kadrosu yeni atamalarla güçlendirilecek. Tam kapasiteye erişildiğinde, merkez yaklaşık 13 bin 500 kişiye hizmet verecek. Mahmudiye Mahallesi sakinlerine hizmet vermeye başlayan Aile Sağlığı Merkezini Kaymakam Eren Arslan, Belediye Başkanı Alper Taban, İlçe Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Kavak ve hayırsevere Fatih Öztürk ziyaret etti. Yapılan inceleme sırasında açıklamalarda bulunan Başkan Alper Taban, "Bizler İnegöl Belediyesi olarak yerini tahsis etmiş olduk, hayırseverimiz Fatih Öztürk'te sağ olsun yapımını üstlendi. Kaymakamımızın ve İlçe Sağlık Müdürlüğümüzün mihmandarlığında, muhtarımızın da destek ve katkılarıyla güzel bir imece çalışması yapıldı. Şu an 2 hekimimiz görev yapıyor ama 5 hekim kapasitesi var. Diğer hekimlerimizin de ataması yapıldığında burası mini bir hastane gibi hizmet veriyor olacak. Emeği ve katkısı olan herkese teşekkür ediyorum" dedi. Kaymakam Eren Arslan ise "Sağlık Bakanlığımızın birinci basamak sağlık hizmetlerinde hedeflemiş olduğu nüfus kriterine uygun şekilde ilçemizde de yatırımlarımızı yapıyoruz. Bu noktada belediyemizin bize çok ciddi katkıları oluyor arsa temini noktasında. İnegöl’ümüzde her zaman olduğu gibi hayırseverlerimiz bu alanda da bizi destekliyorlar. Birçok yatırımımız başladı, hizmete girdi. Yapımı süren var, yapımı planlanan var. Böylece Bakanlığımızın hedeflediği 2 bin 500 ortalama nüfusu birinci basamakta yakalamış olacağız. Bugün de Mahmudiye Mahallemizde kurulan Aile Sağlığı Merkezimizi ziyaret ederek vatandaşlarımıza hayırlı olsun demek istedik. Çok yerinde, doğru bir yatırım oldu. İnşallah hekim sayısı da atamalarla burada 5’e çıkacak. Hayırseverimize ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum" diye konuştu.

ÖKSÜRÜK GEÇMESZE SAKIN İHMAL ETMEYİN Haber

ÖKSÜRÜK GEÇMESZE SAKIN İHMAL ETMEYİN

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Karadağ, öksürük eğer 2 haftayı geçerse, bu durumun ciddi sağlık sorunlarının habercisi olabileceğini söyledi. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Karadağ, "Verem denilince akla ilk olarak akciğerler gelir. Ancak bu bakteri kan ve lenf yoluyla vücudun diğer bölgelerine de yayılabilir" dedi. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Karadağ, 4 -10 Ocak Verem Eğitim ve Farkındalık Haftası nedeniyle yaptığı açıklamada önemli konulara değindi. Verem denilince akla ilk olarak akciğerler geldiğini ancak veremin kan ve lenf yoluyla vücudun diğer bölgelerine yayılabileceğine dikkat çeken Acıbadem Bursa Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Karadağ, "Verem diğer adıyla tüberküloz özellikle başlangıç evresindeyken üst solunum yolu enfeksiyonları (ÜSYE) ve grip ile karıştırılabilir. Bu benzerlik, maalesef tüberküloz tanısının gecikmesine neden olan en büyük faktörlerden biridir" dedi. "Verem tedavi edilmediğinde ölümcül olabilen kronik bir enfeksiyon hastalığıdır" Veremin tıp dilindeki adıyla tüberkülozun "Mycobacterium tuberculosis" (verem basili) adı verilen, dış ortama dayanıklı ve çok yavaş çoğalan bakterinin neden olduğu, bulaşıcı ve tedavi edilmediğinde ölümcül olabilen kronik bir enfeksiyon hastalığı olduğunu belirten Prof. Dr. Mehmet Karadağ, "Halk arasında sinsi ilerlemesi ve vücudu zayıflatması nedeniyle "ince hastalık" olarak da bilinir. Verem denilince akla ilk olarak akciğerler gelir ki, hastaların yaklaşık yüzde 80’inde akciğerler etkilenir. Ancak bu bakteri kan ve lenf yoluyla vücudun diğer bölgelerine (omurga, böbrek, beyin zarı, kemikler ve lenf bezleri) de yayılabilir. Üst solunum yolu enfeksiyonları ve grip, başlangıç evresinde verem ile sıklıkla karıştırılabilir. Bu benzerlik, maalesef tüberküloz tanısının gecikmesine neden olan en büyük faktörlerden biridir" dedi. Üst Solunum yolu Enfeksiyonu, grip ve veremin solunum sistemini etkilemesi neticesinde öksürük, halsizlik ve yorgunluk, hafif ateş gibi belirtilerinin ortak olduğunu belirten Prof. Dr. Karadağ; "Eğer öksürüğünüz 2 haftayı geçtiyse, "üşüttüm, sigaradandır, geçer" demeyin. Özellikle Bursa gibi havası nemli ve kışın hava kirliliğinin görülebildiği bölgelerde, bu belirtiler çok sık maskelenir" uyarısında bulundu. "Bursa, yüzde 95’e varan tedavi takip başarısıyla Türkiye ortalamasının üzerinde performans sergilemektedir" Dünya Sağlık Örgütü’nün 2025 sonu raporlarına göre, verem’in dünya genelinde bulaşıcı hastalıklardan kaynaklanan ölüm listesinde yeniden ilk sıraya yerleştiğini belirten Prof. Dr. Karadağ, "Yılda 10,7 milyon yeni vaka ve 1,2 milyon ölüm kaydedilmektedir. Pandeminin etkisiyle COVID-19 süreci küresel verem mücadelesinde yaklaşık 8 yıllık bir gerilemeye neden olmuş; 2026 yılı bu kaybın telafisi için "Hızlanma Yılı" ilan edilmiştir. Ülkemiz, uyguladığı "Ulusal Tüberküloz Kontrol Programı" ile dünya standartlarının üzerinde bir başarı sergilemektedir. Türkiye geneli 2005’te 20 binin üzerinde olan vaka sayısı, günümüzde 9.000 - 9.500 bandına gerilemiştir. İnsidans hızı 100 bin kişide 10,3'e düşerek Türkiye'yi "eliminasyon" (yok etme) eşiğine taşımıştır. Sanayi ve nüfus yoğunluğu bakımından kritik önemdeki Bursa’da, yıllık kayıtlı hasta sayısı 350-400 arasındadır. Bursa, yüzde 95’e varan tedavi takip başarısıyla Türkiye ortalamasının üzerinde performans sergilemektedir" dedi. "Tedavinin yarım bırakılması, 'İlaç Dirençli Verem' gibi tedavisi çok daha güç ve maliyetli bir tabloya yol açmaktadır" Hava yoluyla bulaşan tüberküloz basilinden korunmak ve zinciri kırmak için dikkat edilmesi gereken belirtileri sıralayan Prof. Dr. Karadağ, "2 haftayı geçen inatçı öksürük, gece terlemesi ve inatçı ateş, iştahsızlık ve hızlı kilo kaybı, halsizlik ve göğüs ağrısı gibi belirtilerin olması durumunda vakit kaybeden Aile Sağlığı Merkezlerine başvurulmalı. Tanı kesinleştiğinde veya güçlü şüphe olduğunda bu kez Verem Savaş Dispanserlerine gidilerek sürecin buradan yönetilmesi gerekir. Tedavide kullanılan tüm ilaçlar Sağlık Bakanlığı tarafından hastalara teslim edilmek üzere gönderilir ve ilaç temini buradan sağlanır. Tüberküloz teşhisi konulan bir hasta, tedaviye başladıktan 2-3 hafta sonra bulaştırıcılığını kaybeder. Ancak tam iyileşme için ilaçların en az 6-9 ay boyunca, Verem Savaş Dispanserleri gözetiminde (DGT) düzenli kullanılması şarttır. Tedavinin yarım bırakılması, 'İlaç Dirençli Verem' gibi tedavisi çok daha güç ve maliyetli bir tabloya yol açmaktadır" dedi. #GöğüsHastalıkları #ProfDrMehmetKaradağ #bursa #AcıbademBursaHastanesi #öksürük #verem

DOWN SENDROMLU BEBEK DAVASINDA HEKİME 77 MİLYON TL TAZMİNAT Haber

DOWN SENDROMLU BEBEK DAVASINDA HEKİME 77 MİLYON TL TAZMİNAT

Kocaeli’de bir hekime, down sendromlu doğan bebek nedeniyle açılan tazminat davasında 77 milyon lira ceza verilmesi, Adli Tıp Kurumu’nun “hekim hatası yok” raporuna rağmen alınan karar nedeniyle tepkilere yol açtı. HEKİMSEN Genel Başkanı Uzm. Dr. Adil Kurban, "Bu kabul edilemez" diyerek karara itiraz etti. ADLİ TIP ‘HATA YOK’ DEDİ AMA CEZA VERİLDİ Olay, 35 yaşındaki bir hastanın gebelik sürecinde ikili ve üçlü tarama testlerini yazılı olarak reddetmesiyle başladı. Doğum sonrası bebeğin down sendromlu olması üzerine aile, takipli doktor hakkında tazminat davası açtı. Davada Adli Tıp Kurumu’nun hekim lehine raporuna rağmen, mahkeme hekimi 77 milyon lira tazminat ödemeye mahkûm etti. HEKİMSEN Genel Başkanı Uzm. Dr. Adil Kurban, kararı şöyle değerlendirdi: "Adli Tıp ‘hekim hatası yok’ diyor. Buna rağmen nasıl malpraktis kabul edilip bu kadar yüksek bir tazminat cezası veriliyor? Bu kabul edilemeyen bir meseledir". BİR HEKİM, HASTANIN İSTEMEDİĞİ TESTİ ZORLA YAPTIRAMAZ Kurban, hekimin sadece hastanın onayıyla işlem yapabileceğini vurguladı: "Aşıdan tahlile kadar her işlem hasta talebiyle olur. Bir hekim, istemeyen birine hiçbir testi yaptıramaz. Bu durumda hekime sorumluluk yüklenmesi doğru değil". KARARI ÜST MAHKEMEYE TAŞIYACAĞIZ Davayı HEKİMSEN olarak üstlendiklerini açıklayan Kurban, kararın şu anda istinaf sürecinde olduğunu belirtti: "Üyemiz olmasa bile bir hekim olarak yanındayız. Yargıtay aşaması da var. Ceza onanırsa bu meblağın altından nasıl kalkacağı bile belirsiz" dedi. ÖLÇÜSÜZ CEZALAR HEKİMLERİ YALNIZ BIRAKIYOR Malpraktis davalarında verilen tazminatların ölçüsüz ve ödenemez boyutlara ulaştığını kaydeden Kurban, bazı teknik aksaklıkların veya diğer personel hatalarının da sonuçlara etki edebileceğini hatırlattı. "ÖZEL SEKTÖR HEKİMLERİ KORUMASIZ" Kamuda çalışan hekimlerin belirli yasal güvencelere sahip olduğunu belirten Kurban, özel sektörde çalışan doktorların hiçbir koruma mekanizması olmadan bu tür cezalara maruz kaldığını söyledi: "Kamuda devlet kısmen ödeme yapıyor. Üniversitelerde süreç komisyonlarla yürütülüyor. Ama özel sektörde çalışan hekimler her şeyi ceplerinden ödemek zorunda kalıyor". "Yeni yasa tasarısıyla bu sorunlar çözülecek" HEKİMSEN olarak “Hekimlik Meslek Kanunu Tasarısı” hazırladıklarını ve Sağlık Bakanlığı’na sunduklarını açıklayan Kurban, hedeflerinin malpraktis, deontoloji ve özlük haklarında adaletli standartlar getirmek olduğunu belirtti: "Tüm bu cezaları, hekimlik yükünü ve sorunları tecrübemizle değerlendirdik. Devletimize sunduk. Onaylanırsa bu tür adaletsizliklerin önüne geçilmiş olacak".

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.