Çocukluğum ve ebeveynlerim sınırlı bir biçimde benim kaderim. Orada yaşadıklarım kişiliğimin temellerini oluşturuyor. Daha sonrasında hayatım bu temel üzerinde yükseliyor. Özgüvenli, sevgi dolu, özerk, girişken, yaratıcı, yatışmış bir insan olmaya dair özelliklerim, bu ilişkilerin imbiğinden süzülerek damıtılıyor ruhuma. Bu anlamda bakarsam geçmişim kaderim midir?
Gerçeği inkar etmek, çarpıtmak, bükmek eğer bir hayat üslubu değilse bile bazen kaçınılmaz bir ihtiyaç oluyor Şapşiğim.
Üzerime taşıyabileceğimden daha şiddetli çullandığında, gerçeklikten bir nebze olsun uzaklaşmak bazen yaşamak için tek yol olabilir sanki.
Bu nedenle durmaksızın hakikate çağıran seslerin yarattığı içsel baskıma bir miktar direnip kendime karşı müşfik olmakta fayda olabilir hissediyorum an itibariyle.
Yine de bu, aşılabilen bir kader. Onun beni zorladığı güzergâhtan çıkabilirim.
Ancak bu kader ilginç biçimde zincirli olduğum kronolojik bir geçmiş değil, şimdimden geleceğime uzanan bir geçmiş. Yani geçmişim arkamda değil, bir anlamda önümde be yahu.
Geçmiş; ya uğruna gözyaşı dökeceğim, ya yakınacağım, ya hayaletinden kurtulacağım bir çöl serabı olarak sürekli önümde. Bu nedenle kendi varoluşumun anahtarı, nereye yöneleceğim, hangi meseleleri halletmem gerektiğiyle ilgili Sevgili Şapşiğim.
Aidiyetim geçmişte değil, gelecekte yuvalanıyor. Tüm yaşamım, kendi benlik evimin defalarca yıkılıp yaratılmasıyla armonisini bulan bir yolculuk. Kendi kuzeyimden başka hiçbir kutup yıldızı yok beni bu çölden çıkaracak.
Düşlemek ise dünyamın mayası. Kederli insan ise düşleyemeyen insan. Varoluş kudretimin gürleşmesi düşlemek ve eylemek kundağından doğuyor. Özgürlük ise, öz’ün gürleşmesi.
Krishnamurti’nin hatırlattığı üzere “bütün dünyayı dolaşabilirsiniz ama kendinize geri dönmek zorundasınız.”
Yaşam boyu süren yetişkin olma ve kendime geri dönme yolculuğumda ise, her dönem defalarca önüme çıkan üç mesele ile sürekli muhabbetli olmam gerekiyor sanki.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Nesrin Gökpınar
Düşlemek Dünyamın Mayası
Çocukluğum ve ebeveynlerim sınırlı bir biçimde benim kaderim. Orada yaşadıklarım kişiliğimin temellerini oluşturuyor. Daha sonrasında hayatım bu temel üzerinde yükseliyor. Özgüvenli, sevgi dolu, özerk, girişken, yaratıcı, yatışmış bir insan olmaya dair özelliklerim, bu ilişkilerin imbiğinden süzülerek damıtılıyor ruhuma. Bu anlamda bakarsam geçmişim kaderim midir?
Gerçeği inkar etmek, çarpıtmak, bükmek eğer bir hayat üslubu değilse bile bazen kaçınılmaz bir ihtiyaç oluyor Şapşiğim.
Üzerime taşıyabileceğimden daha şiddetli çullandığında, gerçeklikten bir nebze olsun uzaklaşmak bazen yaşamak için tek yol olabilir sanki.
Bu nedenle durmaksızın hakikate çağıran seslerin yarattığı içsel baskıma bir miktar direnip kendime karşı müşfik olmakta fayda olabilir hissediyorum an itibariyle.
Yine de bu, aşılabilen bir kader. Onun beni zorladığı güzergâhtan çıkabilirim.
Ancak bu kader ilginç biçimde zincirli olduğum kronolojik bir geçmiş değil, şimdimden geleceğime uzanan bir geçmiş. Yani geçmişim arkamda değil, bir anlamda önümde be yahu.
Geçmiş; ya uğruna gözyaşı dökeceğim, ya yakınacağım, ya hayaletinden kurtulacağım bir çöl serabı olarak sürekli önümde. Bu nedenle kendi varoluşumun anahtarı, nereye yöneleceğim, hangi meseleleri halletmem gerektiğiyle ilgili Sevgili Şapşiğim.
Aidiyetim geçmişte değil, gelecekte yuvalanıyor. Tüm yaşamım, kendi benlik evimin defalarca yıkılıp yaratılmasıyla armonisini bulan bir yolculuk. Kendi kuzeyimden başka hiçbir kutup yıldızı yok beni bu çölden çıkaracak.
Düşlemek ise dünyamın mayası. Kederli insan ise düşleyemeyen insan. Varoluş kudretimin gürleşmesi düşlemek ve eylemek kundağından doğuyor. Özgürlük ise, öz’ün gürleşmesi.
Krishnamurti’nin hatırlattığı üzere “bütün dünyayı dolaşabilirsiniz ama kendinize geri dönmek zorundasınız.”
Yaşam boyu süren yetişkin olma ve kendime geri dönme yolculuğumda ise, her dönem defalarca önüme çıkan üç mesele ile sürekli muhabbetli olmam gerekiyor sanki.
1. Kendi hasedimle yüzleşebilmek
2. Hüsrana dayanma kapasitemi genişletebilmek
3. Yas tutmayı becerebilmek.
Nesrin Gökpınar