Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Nesrin Gökpınar
Kendime Yaktığım İç Ağıt
Hayatım pekâlâ, kendimden aldığım bir intikamın numunesi olabilir mi ?
Dikkatle bakınca kendimi sabote ettiğim örüntüleri, yaşamın hizmetine koşulmamış
potansiyellerimi, beni boğan ilişki ya da mekanlarda harcanmış zamanlarımı, benzer
seçimlerden kaynaklanan benzer sonuçları, kendime yaktığım iç ağıtın sesi olarak
neşe kaybımı, heves yitimimi ya da aşırı hallerimi görebiliyorum.
Zihnim, bilincim, bana kim ve ne olduğum hakkında bir anlatı sunuyor. Ancak bilinç
dışım tamamen farklı bir hikâyeyi icra etmek, nihayetine taşımak istiyor olabilir.
Bu durumda, kendime bakmaktan imtina etmek, bilinç dışı süreçlerin efendiliğine rıza
göstermiş bir bilinç tiyatrosunda rol almaya razı olmak anlamına gelebilir mi
şapşiğim?
Fantezilerim, yani içimde yarattığım arzularla bezeli imge tiyatrosu güç, itaat, onay,
cinsellik taleplerimi var olmanın ön koşuluymuşçasına sürekli diri tutar gibi.
Bu diri hayallerim, esas olarak asalak bir işlev görüyorlar. Ben şapşik bir şey
vermeden her şeyi alacağımı, oral bir talepkarlıkla sadece süt dolu memeyi bekler
gibiyim.
O, orada olmakla bile sadece bunu hak etmektedir. Diğer insanların yapması gereken
şeyleri yapmasına gerek bile yoktur. Dünya bana servis edilmelidir, istediğim
zamanda ve istediğim biçimde. Bir şey yapmak yerine, sadece psişik bir yüzey olarak
orada beklemem yeterli gibi.
Bu ikonik figür için insanların kendine uyumlanması hatta itaat etmesi ve bunu
mümkünse sevgi-saygı ile kararak vermesi elzem midir?
Doğrunun ve yanlışın kutsal anahtarları onun elindedir. Hakikat onun ağzından ses
vermektedir. İnsanlık onda tecelli etmiştir. Onun elleri en sağlam, kalbi en güçlü,
erdemleri en yücedir.
Onun yüce suretine yüzünü ekşiten, az da olsa eleştiri getiren herkes aptal ya da
hain olmak arasındaki bir çizgi üzerinde sıralanmaya adaydır bence.
Hainleri ve aptalları elediğimde, onun kurallarına uyduğumuz takdirdeyse dünyanın
en özgürlükçü insanıdır. Çünkü kendisinin yasaklamadığı tüm hazları, bize serbest
kılmıştır.
Meşruiyetini ancak buradan inşa edebilen “konuşan ben makinesi” eğer bir iktidar
aygıtını ele geçirmişse, kendisini sevmeyenler için cehennemin kapılarını açmaya
hazır hale geliyor. Onun sorunu da bu zaten, bir zamanlar sahip olduğu cennetten
(rahim, meme, güvenli ve sevgi dolu ebeveyn bakımı) travmatik bir şekilde düştüğü
için, şimdi Deccal modunda bir varoluş serabına tutulmuş olmasıdır.
Kibirli insan sevilmeye ve onarılmaya en çok ihtiyacı olan insan aslında. Heyhat fark
edemediğim derdimi anlatabilmemin tek yolu, dünyayı çöle çevirmek
olduğunda “İçimdeki Radyo İç Ağıt’ın” sesi hep baskın çıkacak mıdır?
Nesrin Gökpınar