Ruhumun esrarengiz ve derin öykülerini hiyerogliflerle anlatan görsel bir dil.
Kendime ait meseleleri benim anlayamayacağım şekilde senaryolaştırıp sahneye koyan bir haberciler.
Uyanınca rüyalarıma nazar etmemek de kendimden uzaklaşmamın başka bir yolu sanki.
Rüya, “ben” ile “kendim” arasındaki hikayemin mayalandığı yerler be sevgili şapşiğim.
“Ben, Kendim” dediğim muammanın suyu ergenliğimde kaynamaya başlıyor gibi.
Kırklı yaşlarımda demleniyor, ellilerimde ise içilebilir hale geliyorlar…
Oysa kontrol altında tutabildiğim konularda ne kadar cesur olduğum değil, kontrolün bende olamayacağı yeni deneyimlerin eşiğinde ne kadar cesur olduğumda esas soru…
Çünkü insanlığın varoluş kudreti, kendisi ile mühürlenmiş geliyor ben şapşiğe.
Ve insan ancak haddini aşarak büyüyebiliyor.
Çünkü her sınır, özgürleşme yolculuğuma teyellenmiş gibi.
Her sınırın berisinde ise görünmez bir özgürlük ufku kayıtlı be kalp kardeşim.
Kendimi “muhtaç oluşuma” ve bir başkasına tümden bırakabilmek, içimdeki hep yeterli olma itkisine direnmek, olağan üstü kudretli bir ruh gerektiriyor.
Özgürlük sınırsızlık değil. Kişiliğimi test eden bir sınırı aştığımda, benliğimi bir daha tanımlamak, dünyamı tekrar anlamlandırmak zorunda kalıyorum…
Özgürlük; aşılmış sınırların her defasında bir diğerine eklemlenmesiyle zuhur eden bir bütünlük ve canlılık duygusu olduğunu hissettiriyor kalbime.
O halde özgürlük her zaman önümde olan bir seraba mı benziyor? Ben ona doğru ilerledikçe, elimi ona doğru uzattıkça silikleşen, biraz daha beriye hareket eden bir çağrı mıdır?
Zira özgürlük varılacak bir hedef değil, hareketin ta kendisi, işte bu şekliyle içimdeki hareketi benden çekip çıkaran bir güç be şapşiğim.
Ve rüyalarım ise varoluşumun mırıldanmaları.
Öylece geçip gidiyorlar ancak kendilerini bir bilmece olarak bana sunuyorlar.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Nesrin Gökpınar
Rüyalarım Varoluşumun Mırıltıları
Rüyalarım birer davetiye gibiler.
Ruhumun esrarengiz ve derin öykülerini hiyerogliflerle anlatan görsel bir dil.
Kendime ait meseleleri benim anlayamayacağım şekilde senaryolaştırıp sahneye koyan bir haberciler.
Uyanınca rüyalarıma nazar etmemek de kendimden uzaklaşmamın başka bir yolu sanki.
Rüya, “ben” ile “kendim” arasındaki hikayemin mayalandığı yerler be sevgili şapşiğim.
“Ben, Kendim” dediğim muammanın suyu ergenliğimde kaynamaya başlıyor gibi.
Kırklı yaşlarımda demleniyor, ellilerimde ise içilebilir hale geliyorlar…
Oysa kontrol altında tutabildiğim konularda ne kadar cesur olduğum değil, kontrolün bende olamayacağı yeni deneyimlerin eşiğinde ne kadar cesur olduğumda esas soru…
Çünkü insanlığın varoluş kudreti, kendisi ile mühürlenmiş geliyor ben şapşiğe.
Ve insan ancak haddini aşarak büyüyebiliyor.
Çünkü her sınır, özgürleşme yolculuğuma teyellenmiş gibi.
Her sınırın berisinde ise görünmez bir özgürlük ufku kayıtlı be kalp kardeşim.
Kendimi “muhtaç oluşuma” ve bir başkasına tümden bırakabilmek, içimdeki hep yeterli olma itkisine direnmek, olağan üstü kudretli bir ruh gerektiriyor.
Özgürlük sınırsızlık değil. Kişiliğimi test eden bir sınırı aştığımda, benliğimi bir daha tanımlamak, dünyamı tekrar anlamlandırmak zorunda kalıyorum…
Özgürlük; aşılmış sınırların her defasında bir diğerine eklemlenmesiyle zuhur eden bir bütünlük ve canlılık duygusu olduğunu hissettiriyor kalbime.
O halde özgürlük her zaman önümde olan bir seraba mı benziyor? Ben ona doğru ilerledikçe, elimi ona doğru uzattıkça silikleşen, biraz daha beriye hareket eden bir çağrı mıdır?
Zira özgürlük varılacak bir hedef değil, hareketin ta kendisi, işte bu şekliyle içimdeki hareketi benden çekip çıkaran bir güç be şapşiğim.
Ve rüyalarım ise varoluşumun mırıldanmaları.
Öylece geçip gidiyorlar ancak kendilerini bir bilmece olarak bana sunuyorlar.
Rayihası içeriden meali dışarıdan bir bilmece…
Nesrin Gökpınar