Memleketi satıyorlar Nurdan, parsel parsel satıyorlar. Böyle şerefsizlik yok!
Yazının Giriş Tarihi: 29.09.2026 13:57
Yazının Güncellenme Tarihi: 29.09.2026 15:48
Dedemin İnsanları... Çağan Irmak’ın 2011 yılında yayınlanan filmi… Yıllar sonra gazeteci bir dostum gece vakti, gönderdiği paylaşımla pat diye hatırlattı o filmdeki 1 dakikalık kesiti: ‘’Memleketi satıyorlar Nurdan, parsel parsel satıyorlar. Böyle şerefsizlik yok!’’
Ve yine çok üzdü, kırdı… En çok da çaresizlik duygusu kapladı yine içimi…
Göç, aidiyet, vatan, kimlik ve ötekileştirme kavramlarının ele alındığı ‘’Dedemin insanları’’ 1970’lerin sonları ile 1980'li yılların başındaki 12 Eylül Darbesi döneminde geçiyor.
Nereden baksan 45 yıldan, yaşımdan fazla… Türkiye’de geçen son 50 yılda neler değişti diye düşündüm. O yılları 40’lı yaşlarda yaşayan anne babaların torunları, benim ise çocuğum oldu.
Ben yaşlandıkça kaygılarım artı. O büyüdükçe kaygılarımı, çaresizlik duygumu kızıma yükledim. Kendimi her gün parsel parsel, kuruş kuruş satılan memleketimde, apaçık bir yabancı gibi hissettim. Sonunda vatanını da yaşamını da seven ancak bu ülkeden kaçmak isteyen bir genç kızın babası oldum.
Satıla Satıla Bitmedi, Bitmedik…
‘’Ülkemde ne değişmişti peki?’’ Cevap, içinde yaşadığımız kocaman bir kısır döngüde, gün gibi güneş gibi ortada. Satanların isimleri, iktidarlar, muhalefetler değişti, sermayeyi, parayı, gücü, şöhreti elinde tutanlar değişti. Babamın kaygıları bana, benden kızıma geçerken endişelerimiz arttı ama satılanlar değişmedi. Anayasada, kanunlarda yazılı olmayan bu kısır döngüdeki ‘’kast sistemi’’ değişmedi.
***
Hırsızlık, şerefsizlik gün gibi güneş gibi ortada kaldı öylece… Sahipsiz ülkem satıla satıla, harcana harcana bitmedi. Çok yorulduk ama biz de bitmedik ve gitmedik ülkemizden henüz.
Çocuklarımıza Sahtekarlık Öğretmedik
Vergilerden, haraca dönen cezalardan, iş bulamamaktan, haksızlıklardan, kayırmacılıklardan, kirli hesaplardan, tahterevalli siyasetinden çok yorulduk. Aldatıldık, dolandırıldık. Neyi, kime şikâyet edeceğimizi bilemedik.
Her kuşak onlarca dolandırıcı tanıdı, bu ülke çok sayıda dolandırı yetiştirdi. Hatta her mahallenin, her sokağın kendi dolandırıcıları oldu. Herkesin tanıdığı, bildiği yüzleri kızarmayan insanlar saygı gördü. Sisteme koyduğu 1 lirayı bine katlamak üzere yalanı ağzına sakız; dini imanı, ideolojiyi sömürü silahı haline getirenleri tanıdı. Çaresizliği kader gibi kabul eden insanların, madenlerde ölenlerin isimleri, ağaçları sökğlen, tarlaları madenciye peşkeş çekilen köylülerin isimleri değişti. Hakları; gücünü kirden, pastan, alın terinden alan patronlarca yenilen işçinin, memurun, çiftçinin isimleri değişti. Ama o patronların ve siyasilerin isimleri, azından her gün duyduğumuz o soyisimleri pek de değişmedi. Kendimiz öğrenmediğimiz gibi bizler çocuklarımıza sahtekarlık öğretmezken o siyasetçiler ve avanesi olan patronlar, kan emen, ömür törpüleyen tahtlarını oğullarına, kızlarına devretti.
''Türkiye'deki Kast Sistemi’'nde Herkes Babasından Gördüğünü Yapıyor
Yaşı ilerlemiş bir patronun, eski bir bakanın, milletvekilinin ya da belediye başkanının bir çocuğu patron oluyorsa diğeri de muhakkak bilmem ne cemiyetinin bilmem ne kulübünün başkanı oluyor ya da siyasetçi… Herkes babasından gördüğünü yapmaya devam ediyor.
Cemaat- Modern Derebeylik, Modern Kölelik ve Kusursuz Adilikte Bir Düzen
Eleştirilerimin zenginlik düşmanlığı ya da ideolojik bir yaklaşımın ürünü olarak algılanmasını istemem. Ancak sistem de gün gibi güneş gibi ortada. Günümüzde sosyal medya sayesinde insanlar artık düğünlerde takılan altınların aslında uyuşturucudan, kumardan, rüşvetten, hırsızlıktan, çete organizasyonlarından; günümüz cemaat ya da derebeylik sistemlerinden elde edilen paranın aklanması anlamına geldiğini görüyor. Ülkeyi yönetenlerin aleni hırsızlıklarının, artık adı kalmış hukuk sistemi tarafından nasıl örtbas edildiğini, suçluyu şikâyet edenin nasılda ‘’ibretlik’’ cezalara çarptırıldığını görüyor. Oyu çalınan vatandaşı geçtim de sözde muhalefetin bile nasıl da sessiz kaldığını, kendi küçük hırsızlık ve paylaşım ekosistemlerinde nasıl da mutlu mesut yaşadıklarını görüyor.
***
Bizler, yani yönetilen, bu yazılı olmayan kast sisteminin altında kalan ve hatta çoğu zaman dışına itilen çoğunluk da farklı bir şey yapmadı. Ailesinden devraldığı tevazu, gurur ve dürüstlük öğretileri ve öğretilmiş çaresizlikle yaşamını sürdürdü. Görece şanslı olanlarımız yurt dışına kaçtı, kimimiz evine çekildi, kimisi köyüne döndü. Benim gibi kuşaklardır kentlerde yaşayanlarımız ise kendi köyünü, kimseye bağımlı olmadan yaşamayı umduğu ütopyasını yaratmak için yıllarını harcadı, harcandı.
Siz Onları Çok İyi Tanıyorsunuz
Şimdi sizlere bu köşede, en son fon skandalı ile patlak veren hırsızlıklardan, cebimizdeki para gibi geleceğe dair umutlarımızı çalan hırsızların isimlerinden, dosyada adı geçen Pusula Holding'den, Emin Evim'den, Fatma Betül Sayan Kaya'dan, Batuhan Mumcu'dan, İsmet Öğüt'ten, Emre Tezmen'den, Muhammed Yarız'ın adının geçtiği uzun liste sunmayacağım. Siz onları gayet iyi tanıyorsunuz, ama çok da çabuk unutuyorsunuz… Çünkü ''okuduğumuzu anlamamamız için'' bu ülkede 12 yıl kesintisiz eğitim veriliyor. Zaten yaşı ortalama 40’ın altında olanlarımızın birçoğu da artık okumak, yazmak ve dolayısıyla düşünmek için bile yapay zekayı kullanıyor. Zaten gençler bu gidişle internet olmadan ne düşünebilecek ne de hayatta kalabilecek.
‘’Elbet Çıkarlar Bir Gün Saklandıkları Yerden’’
Yazıma başladığım gibi... Sonunu da dedemin insanlarındaki o sahnenin repliği ile getireyim:
İbrahim:Böyle şerefsizlik yok! Bir kişi de benim tarafımı tutmadı. Korkaklar…!
Nurdan:İbrahim, Allah’ını seviyorsan bağırma İbrahim. Bırak satsınlar, gebersin hepsi acından. Olan gene onlara olacak en sonunda. Hepsi başlarını duvara vurcek.
İbrahim:Sen de mi öyle diyon, Nurdan?
Nurdan:Napem İbrahim, ne diyeyim? Çocuklarımız var. Ben onları düşünüyom. Elalemi değil. Aç değiliz, açık değiliz. Sen yeni işe girersin, ben etek dikerim yine. Bana ne elalemden?
İbrahim:Çocuklarımıza böyle bir ülke mi bırakcaz peki. Nasıl bakcaz yüzlerine, ne diycez biz onlara? Kusura bakmayın çocuklar, biz yapamadık mı diycez. Siz de yaşamak istiyorsanız; hırsız olun, sahtekâr olun, çalın çırpın mı diycez?
İbrahim:Sen hep söylerdin ya baba onlar bizim insanlarımız, biz de onların diye… Nerede onlar baba, saklandılar mı?
Baba Mehmet Yavaş: Kim bilir, belki? Ama elbet çıkarlar bir gün saklandıkları yerden…
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Onur Ulutaş
Memleketi satıyorlar Nurdan, parsel parsel satıyorlar. Böyle şerefsizlik yok!
Dedemin İnsanları... Çağan Irmak’ın 2011 yılında yayınlanan filmi… Yıllar sonra gazeteci bir dostum gece vakti, gönderdiği paylaşımla pat diye hatırlattı o filmdeki 1 dakikalık kesiti: ‘’Memleketi satıyorlar Nurdan, parsel parsel satıyorlar. Böyle şerefsizlik yok!’’
Ve yine çok üzdü, kırdı… En çok da çaresizlik duygusu kapladı yine içimi…
Göç, aidiyet, vatan, kimlik ve ötekileştirme kavramlarının ele alındığı ‘’Dedemin insanları’’ 1970’lerin sonları ile 1980'li yılların başındaki 12 Eylül Darbesi döneminde geçiyor.
Nereden baksan 45 yıldan, yaşımdan fazla… Türkiye’de geçen son 50 yılda neler değişti diye düşündüm. O yılları 40’lı yaşlarda yaşayan anne babaların torunları, benim ise çocuğum oldu.
Ben yaşlandıkça kaygılarım artı. O büyüdükçe kaygılarımı, çaresizlik duygumu kızıma yükledim. Kendimi her gün parsel parsel, kuruş kuruş satılan memleketimde, apaçık bir yabancı gibi hissettim. Sonunda vatanını da yaşamını da seven ancak bu ülkeden kaçmak isteyen bir genç kızın babası oldum.
Satıla Satıla Bitmedi, Bitmedik…
‘’Ülkemde ne değişmişti peki?’’ Cevap, içinde yaşadığımız kocaman bir kısır döngüde, gün gibi güneş gibi ortada. Satanların isimleri, iktidarlar, muhalefetler değişti, sermayeyi, parayı, gücü, şöhreti elinde tutanlar değişti. Babamın kaygıları bana, benden kızıma geçerken endişelerimiz arttı ama satılanlar değişmedi. Anayasada, kanunlarda yazılı olmayan bu kısır döngüdeki ‘’kast sistemi’’ değişmedi.
***
Hırsızlık, şerefsizlik gün gibi güneş gibi ortada kaldı öylece… Sahipsiz ülkem satıla satıla, harcana harcana bitmedi. Çok yorulduk ama biz de bitmedik ve gitmedik ülkemizden henüz.
Çocuklarımıza Sahtekarlık Öğretmedik
Vergilerden, haraca dönen cezalardan, iş bulamamaktan, haksızlıklardan, kayırmacılıklardan, kirli hesaplardan, tahterevalli siyasetinden çok yorulduk. Aldatıldık, dolandırıldık. Neyi, kime şikâyet edeceğimizi bilemedik.
Her kuşak onlarca dolandırıcı tanıdı, bu ülke çok sayıda dolandırı yetiştirdi. Hatta her mahallenin, her sokağın kendi dolandırıcıları oldu. Herkesin tanıdığı, bildiği yüzleri kızarmayan insanlar saygı gördü. Sisteme koyduğu 1 lirayı bine katlamak üzere yalanı ağzına sakız; dini imanı, ideolojiyi sömürü silahı haline getirenleri tanıdı. Çaresizliği kader gibi kabul eden insanların, madenlerde ölenlerin isimleri, ağaçları sökğlen, tarlaları madenciye peşkeş çekilen köylülerin isimleri değişti. Hakları; gücünü kirden, pastan, alın terinden alan patronlarca yenilen işçinin, memurun, çiftçinin isimleri değişti. Ama o patronların ve siyasilerin isimleri, azından her gün duyduğumuz o soyisimleri pek de değişmedi. Kendimiz öğrenmediğimiz gibi bizler çocuklarımıza sahtekarlık öğretmezken o siyasetçiler ve avanesi olan patronlar, kan emen, ömür törpüleyen tahtlarını oğullarına, kızlarına devretti.
''Türkiye'deki Kast Sistemi’'nde Herkes Babasından Gördüğünü Yapıyor
Yaşı ilerlemiş bir patronun, eski bir bakanın, milletvekilinin ya da belediye başkanının bir çocuğu patron oluyorsa diğeri de muhakkak bilmem ne cemiyetinin bilmem ne kulübünün başkanı oluyor ya da siyasetçi… Herkes babasından gördüğünü yapmaya devam ediyor.
Cemaat- Modern Derebeylik, Modern Kölelik ve Kusursuz Adilikte Bir Düzen
Eleştirilerimin zenginlik düşmanlığı ya da ideolojik bir yaklaşımın ürünü olarak algılanmasını istemem. Ancak sistem de gün gibi güneş gibi ortada. Günümüzde sosyal medya sayesinde insanlar artık düğünlerde takılan altınların aslında uyuşturucudan, kumardan, rüşvetten, hırsızlıktan, çete organizasyonlarından; günümüz cemaat ya da derebeylik sistemlerinden elde edilen paranın aklanması anlamına geldiğini görüyor. Ülkeyi yönetenlerin aleni hırsızlıklarının, artık adı kalmış hukuk sistemi tarafından nasıl örtbas edildiğini, suçluyu şikâyet edenin nasılda ‘’ibretlik’’ cezalara çarptırıldığını görüyor. Oyu çalınan vatandaşı geçtim de sözde muhalefetin bile nasıl da sessiz kaldığını, kendi küçük hırsızlık ve paylaşım ekosistemlerinde nasıl da mutlu mesut yaşadıklarını görüyor.
***
Bizler, yani yönetilen, bu yazılı olmayan kast sisteminin altında kalan ve hatta çoğu zaman dışına itilen çoğunluk da farklı bir şey yapmadı. Ailesinden devraldığı tevazu, gurur ve dürüstlük öğretileri ve öğretilmiş çaresizlikle yaşamını sürdürdü. Görece şanslı olanlarımız yurt dışına kaçtı, kimimiz evine çekildi, kimisi köyüne döndü. Benim gibi kuşaklardır kentlerde yaşayanlarımız ise kendi köyünü, kimseye bağımlı olmadan yaşamayı umduğu ütopyasını yaratmak için yıllarını harcadı, harcandı.
Siz Onları Çok İyi Tanıyorsunuz
Şimdi sizlere bu köşede, en son fon skandalı ile patlak veren hırsızlıklardan, cebimizdeki para gibi geleceğe dair umutlarımızı çalan hırsızların isimlerinden, dosyada adı geçen Pusula Holding'den, Emin Evim'den, Fatma Betül Sayan Kaya'dan, Batuhan Mumcu'dan, İsmet Öğüt'ten, Emre Tezmen'den, Muhammed Yarız'ın adının geçtiği uzun liste sunmayacağım. Siz onları gayet iyi tanıyorsunuz, ama çok da çabuk unutuyorsunuz… Çünkü ''okuduğumuzu anlamamamız için'' bu ülkede 12 yıl kesintisiz eğitim veriliyor. Zaten yaşı ortalama 40’ın altında olanlarımızın birçoğu da artık okumak, yazmak ve dolayısıyla düşünmek için bile yapay zekayı kullanıyor. Zaten gençler bu gidişle internet olmadan ne düşünebilecek ne de hayatta kalabilecek.
‘’Elbet Çıkarlar Bir Gün Saklandıkları Yerden’’
Yazıma başladığım gibi... Sonunu da dedemin insanlarındaki o sahnenin repliği ile getireyim:
İbrahim: Memleketi satıyorlar Nurdan... Parsel parsel satıyorlar!
İbrahim: Böyle şerefsizlik yok! Bir kişi de benim tarafımı tutmadı. Korkaklar…!
Nurdan: İbrahim, Allah’ını seviyorsan bağırma İbrahim. Bırak satsınlar, gebersin hepsi acından. Olan gene onlara olacak en sonunda. Hepsi başlarını duvara vurcek.
İbrahim: Sen de mi öyle diyon, Nurdan?
Nurdan: Napem İbrahim, ne diyeyim? Çocuklarımız var. Ben onları düşünüyom. Elalemi değil. Aç değiliz, açık değiliz. Sen yeni işe girersin, ben etek dikerim yine. Bana ne elalemden?
İbrahim: Çocuklarımıza böyle bir ülke mi bırakcaz peki. Nasıl bakcaz yüzlerine, ne diycez biz onlara? Kusura bakmayın çocuklar, biz yapamadık mı diycez. Siz de yaşamak istiyorsanız; hırsız olun, sahtekâr olun, çalın çırpın mı diycez?
İbrahim: Sen hep söylerdin ya baba onlar bizim insanlarımız, biz de onların diye… Nerede onlar baba, saklandılar mı?
Baba Mehmet Yavaş: Kim bilir, belki? Ama elbet çıkarlar bir gün saklandıkları yerden…