Geçenlerde bir şair arkadaşımla sohbet ederken, elindeki basıma hazır birkaç dosyadan söz etti. Bu dosyaların kitaplaşmasını hiç ummadığını, bunun için gerekli parayı denkleştirmesine, ekonomik koşullarının asla uygun olmayacağını da ekledi.
Günümüz edebiyatçılarının hemen hepsinden benzer yakınmalar duyuyoruz. Üretim devam ettikçe bir kenara koyulan, okura ulaşmayan dosyalar, zamanla yazarın üretme şevkini de kırıyor ne yazık ki...
Eskiden yazılıp çizilenlerin basılabilmesi için belli başlı yayınevlerinin bırakın kapısını çalmayı, yolunu bile tutamazdınız. Çünkü adınız tanınmış edebiyatçılar listesinde yoksa, kitabınızın basılması sadece bir hayaldi. Zamanla bu durum edebiyatçıları "kendi yayınevini kur, kitaplarını kendin bastır" gibi bir çözüme götürdü.
Yaklaşık on dört yıl önce, Aydili Sanat Topluluğu olarak bizler de benzer bir hevesle "Aydilisanat Yayınevi"ni kurduk. Kitaplarımız çoğunlukla orada basıldı. Yayınevinin mali işlerinin sorumluluğu profesyonel bir ajansta olsa da, imece usulüyle kurulan yayınevi, kar payını neredeyse minimumda tutarak eser basımlarını sürdürüyor.
Kitap basımının yeni kurulan yayınevlerince kolaylaşması, içinde yazıp çizme hevesi olmak bir yana, kırıntısı olanları bile kitap bastırmaya götürdü. "Parayı veren düdüğü çalar" hesabı, biçim ve içeriği, dosyanın edebi ve estetik değerini önemsemeden, gelen her dosyayı basıp kazanç elde etmeye odaklı yayınevleri türedi. Yazarından bütün basım masraflarını aldıktan sonra, eline üç beş kitap verip, kendi düzenlediği imza günlerinde de yeniden geliri kendi cebine koyan yayınevlerinin olduğunu da duyuyoruz.
Elbette yayınevleri de ticari bir kaygıyla işlerini yürütmek durumundalar ve gelir elde etmeyi hedeflemeleri doğaldır. Özellikle kağıt masraflarının dolar üzerinden hesaplandığı bu süreçte, işin ucuza getirilmesi düşünülemez. Ancak fikir üreticilerinin üstünden kazanç elde etmeye çalışmak ne kadar etik olabilir?
Diyeceksiniz ki yayınevinin elindeki kitapları da öyle kuyruklar oluşturup alan olmuyor. Yine de işin ticari tarafında olanlar bir yolunu bulup durumu idare eden taraf oluyor.
Elinde bekleyen dosyaları bastırmak için kredi çeken, borç alarak parayı denkleştirmeye çalışan yazarlar, fuarlarda ya da imza günlerinde standa koyabilecekleri kitapları da yayınevinden yeniden satın almak durumunda kalabiliyor.
Üretiminiz ne olursa olsun, sizi ve eserlerinizi öne çekecek bir gruba dahil değilseniz, bu işin manevi tatmini ile yetinmek zorundasınız.
Maddi kaygılarla eserini bastırmayanların yanında "yeter ki kitabım basılsın" diye her türlü parasal zorluğa katlananlar da çoğunlukta. Zaten bu işten para kazanayım düşüncesiyle yola çıkarsanız, tam bir tacir kurnazlığı ile hareket etmeniz gerekir ki bu da edebiyata gönül verenlerin üzerinde eğreti bir elbise gibi duracaktır. Bu durumda az ya da çok bu işin kazananları bellidir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Oya Gündüz Aksu
Bir Yazar Nasıl Soyulur?
Geçenlerde bir şair arkadaşımla sohbet ederken, elindeki basıma hazır birkaç dosyadan söz etti. Bu dosyaların kitaplaşmasını hiç ummadığını, bunun için gerekli parayı denkleştirmesine, ekonomik koşullarının asla uygun olmayacağını da ekledi.
Günümüz edebiyatçılarının hemen hepsinden benzer yakınmalar duyuyoruz. Üretim devam ettikçe bir kenara koyulan, okura ulaşmayan dosyalar, zamanla yazarın üretme şevkini de kırıyor ne yazık ki...
Eskiden yazılıp çizilenlerin basılabilmesi için belli başlı yayınevlerinin bırakın kapısını çalmayı, yolunu bile tutamazdınız. Çünkü adınız tanınmış edebiyatçılar listesinde yoksa, kitabınızın basılması sadece bir hayaldi. Zamanla bu durum edebiyatçıları "kendi yayınevini kur, kitaplarını kendin bastır" gibi bir çözüme götürdü.
Yaklaşık on dört yıl önce, Aydili Sanat Topluluğu olarak bizler de benzer bir hevesle "Aydilisanat Yayınevi"ni kurduk. Kitaplarımız çoğunlukla orada basıldı. Yayınevinin mali işlerinin sorumluluğu profesyonel bir ajansta olsa da, imece usulüyle kurulan yayınevi, kar payını neredeyse minimumda tutarak eser basımlarını sürdürüyor.
Kitap basımının yeni kurulan yayınevlerince kolaylaşması, içinde yazıp çizme hevesi olmak bir yana, kırıntısı olanları bile kitap bastırmaya götürdü. "Parayı veren düdüğü çalar" hesabı, biçim ve içeriği, dosyanın edebi ve estetik değerini önemsemeden, gelen her dosyayı basıp kazanç elde etmeye odaklı yayınevleri türedi. Yazarından bütün basım masraflarını aldıktan sonra, eline üç beş kitap verip, kendi düzenlediği imza günlerinde de yeniden geliri kendi cebine koyan yayınevlerinin olduğunu da duyuyoruz.
Elbette yayınevleri de ticari bir kaygıyla işlerini yürütmek durumundalar ve gelir elde etmeyi hedeflemeleri doğaldır. Özellikle kağıt masraflarının dolar üzerinden hesaplandığı bu süreçte, işin ucuza getirilmesi düşünülemez. Ancak fikir üreticilerinin üstünden kazanç elde etmeye çalışmak ne kadar etik olabilir?
Diyeceksiniz ki yayınevinin elindeki kitapları da öyle kuyruklar oluşturup alan olmuyor. Yine de işin ticari tarafında olanlar bir yolunu bulup durumu idare eden taraf oluyor.
Elinde bekleyen dosyaları bastırmak için kredi çeken, borç alarak parayı denkleştirmeye çalışan yazarlar, fuarlarda ya da imza günlerinde standa koyabilecekleri kitapları da yayınevinden yeniden satın almak durumunda kalabiliyor.
Üretiminiz ne olursa olsun, sizi ve eserlerinizi öne çekecek bir gruba dahil değilseniz, bu işin manevi tatmini ile yetinmek zorundasınız.
Maddi kaygılarla eserini bastırmayanların yanında "yeter ki kitabım basılsın" diye her türlü parasal zorluğa katlananlar da çoğunlukta. Zaten bu işten para kazanayım düşüncesiyle yola çıkarsanız, tam bir tacir kurnazlığı ile hareket etmeniz gerekir ki bu da edebiyata gönül verenlerin üzerinde eğreti bir elbise gibi duracaktır. Bu durumda az ya da çok bu işin kazananları bellidir.