Çocukluk ve gençlik dönemimde, yeni bir kitap yayımlandığı zaman, onu bulmak için epey çaba sarf ederdik. Hatta yeni kitap ya da dergilerin gelip gelmediğini merak edip, kitapevlerini dolaşırdık. Üstelik bırakın kitaba ulaşmayı, yeni isimlere ulaşmak bile kolay olmuyordu o zamanlar. Adı henüz duyulan bir kitap kolay bulunamadığı için çok kıymetliydi.
Zaman değişip, kitap yayımlama olanakları çoğalınca, bu işler de bambaşka bir hal aldı. Şimdi kitap fuarları dışında da sıkça imza günleri düzenlenebiliyor. Fuarlarda da imza günleri düzenlenme sayısı, beklenenin çok üstünde rakamlara ulaşmış durumda. Okurdan yeterli ilgi olup olmamasına bakmaksızın kitaplar imza günlerinde satışa sunuluyor. Gün geçmiyor ki sosyal medyada ya da iletişim gruplarında yeni bir imza günü duyurusu görmeyelim.
Diğer yandan, yayımlanan kitaba ulaşmak isteyenler için kolaylaştırıcı oluyor bu günler. Hem eser sahibi, kitap tanıtımı için olanak buluyor, hem de okur için alternatif oluşturabiliyor imza günleri. Büyük sermayeli yayınevleri dışındaki yayınevlerinin kitap dağıtımının yeterli olmaması, sadece internet üzerinden dağıtım yapılması da imza günlerinin düzenlenmesinde önemli bir etken.
Yeni çıkan kitaplar için bu bir anlamda gereklilik olsa da, gözlemlediğim kadarıyla bir yerde düzenlenen imza günlerine gelenlerin profili çoğunlukla aynı oluyor. Kentin yazıp çizen, edebiyatla ilgilenen belli kesimi takip ediyor bu günleri. Bir imza gününde bulunanlar, bir diğerinde de olmaya özen gösteriyorlar. Tıpkı gün toplantılarında olduğu gibi. “Benim imza günüme gelenin kitabını ben de gidip almalıyım” mantığıyla yürüyor alışverişler. Bu üzücü durumla birlikte, eş dost hatırına alınıp bir kenara bırakılarak, ya da sıraya konularak okunmayı bekleyen kitaplar da gittikçe çoğalıyor ne yazık ki. Son yıllarda sıkça duyduğumuz; “Okurdan çok yazar var” sözünü de anımsamakta yarar var. Bu söz başlangıçta abartılı gelebilir ancak bir gerçeğe dikkat çekmesi açısından oldukça önemli. Okur oranı azaldıkça, kitap basımı artıyor.
Bu karamsar tabloya rağmen, hangi yolla olursa olsun nitelikli kitapların, bir kişi bile olsa okurla buluşturulması çok kıymetli elbette. Yeter ki okuma alışkanlığımız körelmesin. Tehlikenin farkında olalım.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Oya Gündüz Aksu
İmza Günü mü, Altın Günü mü?
Çocukluk ve gençlik dönemimde, yeni bir kitap yayımlandığı zaman, onu bulmak için epey çaba sarf ederdik. Hatta yeni kitap ya da dergilerin gelip gelmediğini merak edip, kitapevlerini dolaşırdık. Üstelik bırakın kitaba ulaşmayı, yeni isimlere ulaşmak bile kolay olmuyordu o zamanlar. Adı henüz duyulan bir kitap kolay bulunamadığı için çok kıymetliydi.
Zaman değişip, kitap yayımlama olanakları çoğalınca, bu işler de bambaşka bir hal aldı. Şimdi kitap fuarları dışında da sıkça imza günleri düzenlenebiliyor. Fuarlarda da imza günleri düzenlenme sayısı, beklenenin çok üstünde rakamlara ulaşmış durumda. Okurdan yeterli ilgi olup olmamasına bakmaksızın kitaplar imza günlerinde satışa sunuluyor. Gün geçmiyor ki sosyal medyada ya da iletişim gruplarında yeni bir imza günü duyurusu görmeyelim.
Diğer yandan, yayımlanan kitaba ulaşmak isteyenler için kolaylaştırıcı oluyor bu günler. Hem eser sahibi, kitap tanıtımı için olanak buluyor, hem de okur için alternatif oluşturabiliyor imza günleri. Büyük sermayeli yayınevleri dışındaki yayınevlerinin kitap dağıtımının yeterli olmaması, sadece internet üzerinden dağıtım yapılması da imza günlerinin düzenlenmesinde önemli bir etken.
Yeni çıkan kitaplar için bu bir anlamda gereklilik olsa da, gözlemlediğim kadarıyla bir yerde düzenlenen imza günlerine gelenlerin profili çoğunlukla aynı oluyor. Kentin yazıp çizen, edebiyatla ilgilenen belli kesimi takip ediyor bu günleri. Bir imza gününde bulunanlar, bir diğerinde de olmaya özen gösteriyorlar. Tıpkı gün toplantılarında olduğu gibi. “Benim imza günüme gelenin kitabını ben de gidip almalıyım” mantığıyla yürüyor alışverişler. Bu üzücü durumla birlikte, eş dost hatırına alınıp bir kenara bırakılarak, ya da sıraya konularak okunmayı bekleyen kitaplar da gittikçe çoğalıyor ne yazık ki. Son yıllarda sıkça duyduğumuz; “Okurdan çok yazar var” sözünü de anımsamakta yarar var. Bu söz başlangıçta abartılı gelebilir ancak bir gerçeğe dikkat çekmesi açısından oldukça önemli. Okur oranı azaldıkça, kitap basımı artıyor.
Bu karamsar tabloya rağmen, hangi yolla olursa olsun nitelikli kitapların, bir kişi bile olsa okurla buluşturulması çok kıymetli elbette. Yeter ki okuma alışkanlığımız körelmesin. Tehlikenin farkında olalım.