Doğanın Görünmez Yasası: Hiçbir Şey Karşılıksız Değil
Yazının Giriş Tarihi: 06.01.2026 19:29
Yazının Güncellenme Tarihi: 06.01.2026 19:31
İnsan çoğu zaman hayatın gelişigüzel aktığını sanır; oysa görünmeyen bir ağ, her düşüncemizi, her niyetimizi ve temas ettiğimiz her şeyi özenle birbirine bağlar. Bu bağın adı ne kaderdir ne şans; bu bağ, doğanın bizden gizlemediği hâlde bir türlü görmek istemediğimiz şu temel yasadır: Hiçbir şey karşılıksız kalmaz
Bu yasa ceza kesen bir otorite değil; bir rövanş sistemi ya da mistik bir güç de değil. Daha basit, daha yalın, daha keskin bir şekilde işleyen bir sistemin çıktısı: Her şey iz bırakır.
Bir düşünce bile, zihnin iç koridorlarında yankılanır ve eyleme dönüşeceği günü bekler. Bir niyet, görünmez bir ok gibi önce sahibine çarpar, sonra dünyaya yayılır. Yaptığımız her eylem, biz fark etmesek de, sistemde bir devinim yaratır.
Doğa hiçbir şeyi unutmaz; aslında doğa hesap tutmaz. Sürekli akıtmaya, vermeye, büyütmeye devam eder. Hesap tutan biziz.
İnsanın “karşılıksız” sandığı şeyler, yalnızca henüz tamamlanmamış döngülerdir. Birine iyi davrandığımızda bunun bize dönmediğini, dönmeyeceğini sanırız. Oysa döner; ama çoğu zaman beklediğimiz yerden değil. Birine kötülük yaptığımızda da “kimsenin haberi yok” diye düşünürüz. Oysa en derin tanık içimizdedir; insan kendi iç mahkemesinden asla kaçamaz.
Bazı acıların sebebi dışarıda aransa da, gerçekte çoğu içsel bir borçlanmanın yankısıdır.
Bazı güzellikler “tesadüf” sanılsa da, aslında zamanında atılmış küçük bir iyiliğin meyveleridir.
İnsan her adımında kendi yolunu döşer; doğru taşlar kullanılmazsa ölüm, doğru taş kullanılırsa yaşama götürür.
Doğanının yasası kaba bir adalet aramaz; ince bir denge kurar. Bir kuş kanadını çırptığında hava akımı nasıl değişiyorsa, insanın bir kelimesi de ilişkilerin atmosferini öyle değiştirir. Bir bakış, bir seçim, bir susma anı bile başka birinin ruhunda derin izler bırakır. İnsan bıraktığı izler kadar insandır. Bu izler, iyiliğe götürüyorsa insan kendine ekler, kötülüğe yönünü döndüyse kendinden insanlığını çıkarır. İnsanlık kıyafetini çıkarır ise hayvansal seviyeye geri döner.
Bu nedenle doğa bize sürekli bir mesaj verir: Düşündüğünü yaratıyorsun. Yaydığını geri alıyorsun. Verdiğini topluyorsun.
Ne içimizde sakladığımız korkular kaybolur ne de söyleyemediğimiz sözler. Hepsi bir noktada karşımıza çıkar. Çünkü doğanın yasası ceza için değil, dönüşüm için işler. Bizi tamamlamak için. Bizi büyütmek için. Bizden hisseden bir insan yapmak için.
İyilik yaptığında kendine ekler, büyürsün. Kötülük yaptığında kendinden çıkarır, küçülürsün.
Ama doğa seni asla ne anında cezalandırır ne de anında ödüllendirir; sadece içindeki yönün nereye aktığını, yaptığının ne anlama geldiğini kemik iliklerine kadar hissetmeni sağlar. Bu yüzleşmeler çoğu insanın tahammül edemeyeceği bir kötülüğün ifşasına kadar gider.
Bu yüzden insanın önündeki en büyük soru şudur: “Hayat bana karşı mı, yoksa benim için mi?” Gerçek cevap her zaman ikincisidir.
Her deneyim, içsel dengenin bir geri bildirimidir. Her insan, içsel eğilimlerimizin bir aynasıdır.
Her olay, görünmeyen bir matematiğin sonucu olarak karşımıza çıkar. Ve bu matematikte boşluk yoktur. Hiçbir eylem havada asılı kalmaz. Hiçbir çaba boşa gitmez. Hiçbir niyet kaybolmaz.
Doğa bize yalnızca şunu söyler: “Ne ekersen onu biçersin” değil… “Ne taşıyorsan onu yaşarsın.”
Bu nedenle insanın kaderi dışarıda değil, kendi iç dünyasında şekillenir. Formu, düşünceleri, niyetleri ve seçimleri belirler. Ve bu formla uyumlu olan her şey mutlaka kişiye geri döner.
Bu yasayı fark ettiğinde hayatın değişmediğini görürsün ve anlarsın ki değişen sensin.
Ve sen değiştiğinde hayat kendiliğinden değişmiş gibi gelir. Halbuki daha önce de gözünün önünde aynı şekilde duran hayatı sen yeni yeni hissetmeye başlamışsındır. Neye hazırsan onu alırsın!
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Yasemin Koçak Tezel
Doğanın Görünmez Yasası: Hiçbir Şey Karşılıksız Değil
İnsan çoğu zaman hayatın gelişigüzel aktığını sanır; oysa görünmeyen bir ağ, her düşüncemizi, her niyetimizi ve temas ettiğimiz her şeyi özenle birbirine bağlar. Bu bağın adı ne kaderdir ne şans; bu bağ, doğanın bizden gizlemediği hâlde bir türlü görmek istemediğimiz şu temel yasadır: Hiçbir şey karşılıksız kalmaz
Bu yasa ceza kesen bir otorite değil; bir rövanş sistemi ya da mistik bir güç de değil. Daha basit, daha yalın, daha keskin bir şekilde işleyen bir sistemin çıktısı: Her şey iz bırakır.
Bir düşünce bile, zihnin iç koridorlarında yankılanır ve eyleme dönüşeceği günü bekler. Bir niyet, görünmez bir ok gibi önce sahibine çarpar, sonra dünyaya yayılır. Yaptığımız her eylem, biz fark etmesek de, sistemde bir devinim yaratır.
Doğa hiçbir şeyi unutmaz; aslında doğa hesap tutmaz. Sürekli akıtmaya, vermeye, büyütmeye devam eder. Hesap tutan biziz.
İnsanın “karşılıksız” sandığı şeyler, yalnızca henüz tamamlanmamış döngülerdir. Birine iyi davrandığımızda bunun bize dönmediğini, dönmeyeceğini sanırız. Oysa döner; ama çoğu zaman beklediğimiz yerden değil. Birine kötülük yaptığımızda da “kimsenin haberi yok” diye düşünürüz. Oysa en derin tanık içimizdedir; insan kendi iç mahkemesinden asla kaçamaz.
Bazı acıların sebebi dışarıda aransa da, gerçekte çoğu içsel bir borçlanmanın yankısıdır.
Bazı güzellikler “tesadüf” sanılsa da, aslında zamanında atılmış küçük bir iyiliğin meyveleridir.
İnsan her adımında kendi yolunu döşer; doğru taşlar kullanılmazsa ölüm, doğru taş kullanılırsa yaşama götürür.
Doğanının yasası kaba bir adalet aramaz; ince bir denge kurar. Bir kuş kanadını çırptığında hava akımı nasıl değişiyorsa, insanın bir kelimesi de ilişkilerin atmosferini öyle değiştirir. Bir bakış, bir seçim, bir susma anı bile başka birinin ruhunda derin izler bırakır. İnsan bıraktığı izler kadar insandır. Bu izler, iyiliğe götürüyorsa insan kendine ekler, kötülüğe yönünü döndüyse kendinden insanlığını çıkarır. İnsanlık kıyafetini çıkarır ise hayvansal seviyeye geri döner.
Bu nedenle doğa bize sürekli bir mesaj verir: Düşündüğünü yaratıyorsun. Yaydığını geri alıyorsun. Verdiğini topluyorsun.
Ne içimizde sakladığımız korkular kaybolur ne de söyleyemediğimiz sözler. Hepsi bir noktada karşımıza çıkar. Çünkü doğanın yasası ceza için değil, dönüşüm için işler. Bizi tamamlamak için. Bizi büyütmek için. Bizden hisseden bir insan yapmak için.
İyilik yaptığında kendine ekler, büyürsün. Kötülük yaptığında kendinden çıkarır, küçülürsün.
Ama doğa seni asla ne anında cezalandırır ne de anında ödüllendirir; sadece içindeki yönün nereye aktığını, yaptığının ne anlama geldiğini kemik iliklerine kadar hissetmeni sağlar. Bu yüzleşmeler çoğu insanın tahammül edemeyeceği bir kötülüğün ifşasına kadar gider.
Bu yüzden insanın önündeki en büyük soru şudur: “Hayat bana karşı mı, yoksa benim için mi?” Gerçek cevap her zaman ikincisidir.
Her deneyim, içsel dengenin bir geri bildirimidir. Her insan, içsel eğilimlerimizin bir aynasıdır.
Her olay, görünmeyen bir matematiğin sonucu olarak karşımıza çıkar. Ve bu matematikte boşluk yoktur. Hiçbir eylem havada asılı kalmaz. Hiçbir çaba boşa gitmez. Hiçbir niyet kaybolmaz.
Doğa bize yalnızca şunu söyler:
“Ne ekersen onu biçersin” değil…
“Ne taşıyorsan onu yaşarsın.”
Bu nedenle insanın kaderi dışarıda değil, kendi iç dünyasında şekillenir. Formu, düşünceleri, niyetleri ve seçimleri belirler. Ve bu formla uyumlu olan her şey mutlaka kişiye geri döner.
Bu yasayı fark ettiğinde hayatın değişmediğini görürsün ve anlarsın ki değişen sensin.
Ve sen değiştiğinde hayat kendiliğinden değişmiş gibi gelir. Halbuki daha önce de gözünün önünde aynı şekilde duran hayatı sen yeni yeni hissetmeye başlamışsındır. Neye hazırsan onu alırsın!
Yasemin Koçak Tezel