#Diyabet

- Diyabet haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Diyabet haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

GÖZ TANSİYONU KALICI GÖRME KAYBINA YOL AÇABİLİYOR Haber

GÖZ TANSİYONU KALICI GÖRME KAYBINA YOL AÇABİLİYOR

Acıbadem Kent Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Deveci, glokomun göz içi basıncının zamanla artması sonucu görme sinirinde hasara yol açtığını, hastalığın çoğu zaman belirgin şikayet vermeden ilerlediğini söyledi. Glokom nedeniyle oluşan görme kaybının geri döndürülemediğini belirten Dr. Deveci, dünya genelinde 70 ila 80 milyon glokom hastası bulunduğunu, bunların 7 ila 8 milyonunda hastalığın körlükle sonuçlanabildiğini ifade etti. Dr. Deveci, "Glokom, körlükle sonuçlanan göz hastalıkları arasında ikinci sırada yer alıyor. İlk sırada katarakt var ancak onun tedavisi mümkün. Glokom ise geri dönüşsüz göz siniri hasarı oluşturuyor" dedi. 40 YAŞ SONRASI DÜZENLİ KONTROL UYARISI Glokomun sinsi seyretmesi nedeniyle çoğu zaman ancak muayene sırasında tespit edilebildiğini vurgulayan Dr. Deveci, yaşla birlikte görülme sıklığının arttığını kaydetti. Özellikle 40 yaş sonrasında göz kontrollerinin önem kazandığını dile getiren Dr. Deveci, ailesinde glokom öyküsü bulunan kişilerde riskin daha yüksek olduğuna dikkati çekti. Dr. Deveci, "Ailede hastalık varsa genetik etmenler devreye giriyor. Bu nedenle daha sık takip, göz tansiyonunun ölçülmesi, bazı görüntülemelerin yapılması ve görme alanı testinin uygulanması büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı. Glokomun görme alanında daralmaya yol açtığını anlatan Dr. Deveci, bu daralmanın çevresel görmeden başlayarak merkeze doğru ilerlediğini söyledi. ERKEN TEŞHİS KÖRLÜK RİSKİNİ AZALTIYOR Genetik yatkınlığın glokomda en önemli risk faktörlerinden biri olduğunu belirten Dr. Deveci, anne, baba ya da kardeş gibi birinci derece yakınlarında hastalık bulunan kişilerde riskin 10 kata kadar artabildiğini ifade etti. İleri yaş, diyabet, tansiyon, migren ve göz yaralanmalarının da diğer risk etkenleri arasında yer aldığını kaydeden Dr. Deveci, glokomun açık açılı ve dar açılı olmak üzere iki türde görüldüğünü belirtti. Tedavide gecikilmemesi gerektiğini vurgulayan Dr. Deveci, ilk aşamada göz tansiyonunu düşürücü damlaların kullanıldığını, yanıt alınamayan hastalarda lazer ve cerrahi yöntemlere başvurulabildiğini söyledi. Dar açılı glokomda akut açı kapanmasının gelişebildiğine işaret eden Dr. Deveci, "Şiddetli ağrı, görme bulanıklığı, ışıkların etrafında hareler görme ve ciddi baş ağrısıyla seyreden bu tabloya acil müdahale edilmesi gerekiyor. Göz içi basıncının hızla düşürülmesi büyük önem taşıyor" diye konuştu.

YORGUNLUK VE SÜREKLİ SUSAMA DİYABET HABERCİSİ OLABİLİR Haber

YORGUNLUK VE SÜREKLİ SUSAMA DİYABET HABERCİSİ OLABİLİR

Diyabetin sinsi başlangıç gösterdiğine dikkat çeken İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Eşenli, "Sürekli susama, sık idrara çıkma, yorgunluk ve yaraların geç iyileşmesi çoğu zaman önemsenmiyor. Oysa bunlar diyabetin erken sinyalleridir. Erken tanı, komplikasyonların önlenmesinde büyük rol oynar. Diyabet yalnızca kan şekeri yüksekliği değildir, tedavi edilmediğinde tüm organları etkileyebilen ciddi bir metabolik hastalıktır" dedi. VM Medical Park Bursa Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Eşenli, toplumda giderek yaygınlaşan diyabet hastalığının erken dönemde çoğu zaman belirti vermeden ilerlediğini söyleyerek önemli uyarılarda bulundu. Uzm. Dr. Eşenli, "Diyabet yalnızca kan şekeri yüksekliği değildir, tedavi edilmediğinde tüm organları etkileyebilen ciddi bir metabolik hastalıktır" şeklinde konuştu. "Belirtilerin hafifliği teşhisi geciktirebiliyor" Diyabetin sinsi başlangıç gösterdiğini belirten Uzm. Dr. Eşenli, "Sürekli susama, sık idrara çıkma, yorgunluk ve yaraların geç iyileşmesi çoğu zaman önemsenmiyor. Oysa bunlar diyabetin erken sinyalleridir. Erken tanı, komplikasyonların önlenmesinde büyük rol oynar" şeklinde konuştu. "Diyabetin iki farklı tipi olsa da sonuçları benzerdir" Diyabetin Tip 1 ve Tip 2 olmak üzere iki temel formda görüldüğünü dile getiren Uzm. Dr. Eşenli, "Tip 1 diyabet genellikle çocukluk döneminde başlar ve insülin eksikliği sonucu ortaya çıkar. Tip 2 diyabet ise yetişkinlerde daha sık görülür ve insülin direnciyle ilişkilidir. Her iki durumda da kontrolsüz kan şekeri kalp, böbrek, göz ve sinir sistemi üzerinde kalıcı hasarlara yol açabilir" dedi. "Tip 1 diyabet yaşam boyu insülin gerektirir" Tip 1 diyabetin ani başlangıç gösterebileceğini vurgulayan Eşenli, hızlı kilo kaybı, sık idrara çıkma ve ağızda aseton kokusunun önemli belirtiler arasında yer aldığını belirterek, "Tedavinin temeli insülindir. Bilinçli beslenme ve düzenli aktiviteyle hastalar güvenle yaşamlarını sürdürebilir" ifadelerini kullandı. "Tip 2 diyabet doğru alışkanlıklarla kontrol edilebilir" Tip 2 diyabetin günümüzde en sık görülen diyabet türü olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Eşenli, "Fazla kilo, hareketsiz yaşam ve düzensiz beslenme temel risk faktörleridir. Diyet, egzersiz ve ilaç tedavileriyle kan şekeri kontrol altına alınabilir" dedi. "Diyabet tüm vücudu etkileyebilir" Diyabetin uzun dönemde çoklu organ hasarına yol açabileceğini hatırlatan Eşenli, "Kalp damar hastalıkları, böbrek yetmezliği ve sinir hasarı en sık karşılaşılan komplikasyonlardır. Düzenli takip ve kişiye özel tedavi bu nedenle kritik öneme sahiptir" dedi. "Doğru yönetimle diyabetle sağlıklı bir yaşam mümkündür" Diyabet tanısının kişilerde hayatın olağan akışını bozmak zorunda olmadığını söyleyen Uzm. Dr. Halil Eşenli, "Kan şekeri doğru kontrol edildiğinde bireyler sağlıklı bir yaşam sürdürebilir. En güçlü savunma, bilinçli hareket etmek ve hekim önerilerine uymaktır" diyerek sözlerini tamamladı.

KALP SAĞLIĞI İÇİN DİYABETE DİKKAT Haber

KALP SAĞLIĞI İÇİN DİYABETE DİKKAT

Diyabetin kalp rahatsızlığı ve ayak yaraları başta olmak üzere 5 büyük hastalığı da beraberinde getirdiğini ifade eden Medicana Bursa Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Serdal Baysal, şekerin gelişmiş toplumlarda ölüme sebep olan hastalıklar içinde beşinci sırada olduğuna dikkat çekti. Halk arasında 'şeker hastalığı' olarak bilinen diyabetin kalp damar hastalığı riskini 4 kat arttığını ifade eden Uzm. Dr. Serdal Baysal, hastalığın yakın takip ve tedavi gerektirdiğini ifade etti. Diyabetin sadece kan şekeri yüksekliği olmayıp, aynı zamanda kalp damar rahatsızlıkları, sinir sistemi rahatsızlıkları, göz damarlarında ciddi değişiklikler, böbreklerde zamanla önemli hasarlara yol açan bir hastalık olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Serdal Baysal, "Diyabet hastalığı, majör olarak diyabetik nöropati, retinopati, nefropati, kalp damar hastalıkları ve diyabetik ayak yaraları başta olmak üzere 5 majör hastalığı beraberinde getirmektedir. Diyabetin, ilaç veya insülinin yanı sıra, beslenme ve diyet kontrolü, rutin 3 ile 6 ay arasında iç hastalıkları, kardiyoloji, nöroloji ve göz hastalıkları açısından yakın takibi gerekmektedir" diye konuştu. Bir diğer önemli konunun da, hastalarda dış çevre etkisiyle insülin kullanma direnci ya da insülin korkusu olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Serdal Baysal, "Hâlbuki insülin tedavisinin vücut için daha faydalı ve şeker ilaçlarına göre daha etkili olduğunun bilinmesi gerekir. Diyabet hastalarının yüzde 75'inin ölüm sebebi koroner damar hastalıklarıdır. Diyabetin kronik komplikasyonları, körlük, son dönem böbrek yetmezliği, nontravmatik bacak ampütasyonları şeker hastalarının hayat kalitesini olumsuz etkiler. Komplike olmuş diyabeti tedavi etmek hem daha zor, hem de çok pahalıdır. Teşhis konmuş diyabetik hastaların ulusal ve uluslararası kılavuzlar doğrultusunda doğru tedavi edilmesi gerekir. Diyabetin kişiye, çevresine ve topluma yükünü azaltmak için bütün hastalıklarda olduğu gibi erken teşhis, doğru tedavi ve eğitim çok önemlidir" açıklamalarında bulundu. İHA

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.