#Medicana Sağlık Grubu

- Medicana Sağlık Grubu haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Medicana Sağlık Grubu haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

ÜZÜNTÜ KALBİNİZİ HASTA EDEBİLİR Haber

ÜZÜNTÜ KALBİNİZİ HASTA EDEBİLİR

Medicana Sağlık Grubu Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. İstemihan Tengiz, yoğun emosyonel stresin kalbinizi biyolojik olarak etkileyebileceğini belirterek, "Modern kardiyoloji, ruhsal durumun kalp sağlığının ayrılmaz bir parçası olduğunu açıkça ortaya koymaktadır" dedi. KIRIK KALP SENDROMU GERÇEK KRİZİ TAKLİT EDİYOR Prof. Dr. Tengiz, halk arasında “kalbim sıkışıyor” şeklinde tarif edilen durumun kimi zaman ciddi bir tablo olan Kırık Kalp Sendromu (Takotsubo Kardiyomiyopatisi) olabileceğini vurguladı. Genellikle aşırı stres, ani üzüntü, ayrılık veya şiddetli travma sonrasında görülen bu sendromun, gerçek bir kalp kriziyle neredeyse birebir aynı belirtilerle ortaya çıktığını belirtti. "Göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı ve baş dönmesi gibi belirtilerle başvuran hastalarda yapılan EKG ve kan tahlilleri, kalp krizine işaret etse de anjiyografi sonucunda damarların açık olduğu görülebilir" ifadelerini kullanan Tengiz, bu durumda doğru tanının önemine dikkat çekti. DUYGUSAL YÜK KALPTE GEÇİCİ FELCE YOL AÇABİLİR Prof. Dr. Tengiz, Kırık Kalp Sendromu’nun özellikle ileri yaş kadınlarda daha sık görüldüğünü, bazı durumlarda ritim bozuklukları ve kalp yetmezliği gibi komplikasyonlara neden olabileceğini söyledi. "Duygusal travmalar, stres hormonlarını artırarak kalp kasında geçici felç benzeri etkiler yaratabiliyor" dedi. STRES, TANSİYON VE RİTİM BOZUKLUĞUNU TETİKLİYOR Takotsubo sendromunun yalnızca bir örnek olduğuna dikkat çeken Tengiz, stresin aritmi, tansiyon yükselmesi, çarpıntı ve mevcut kalp hastalıklarının alevlenmesine de yol açabileceğini belirtti. "Bu nedenle stres yönetimi, uyku düzeni, sosyal destek ve fiziksel aktivite kalp sağlığı açısından vazgeçilmezdir" dedi. TANI VE TEDAVİDE HASTANE BAŞVURUSU ŞART Göğüste baskı, yanma, sıkışma, boyna veya kola yayılan ağrı, nefes darlığı, terleme, bulantı gibi şikâyetlerde acil olarak hastaneye başvurulması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tengiz, tanı sürecinde EKG, kan enzimleri, kalp ultrasonu ve gerekirse anjiyografi ile değerlendirme yapıldığını söyledi. BALON VE STENT GEREKMEZ, TEDAVİYE DİKKAT Tıkalı damar bulunmadığı için stent veya balon tedavisine gerek olmadığını belirten Tengiz, genellikle kalp hızını düzenleyen ilaçlar, kalp kasını destekleyici tedaviler ve gerekirse kan sulandırıcıların kullanıldığını aktardı. Tedavi süresince hastaların bir süre yoğun bakımda takip edilmesinin de gerekebileceğini söyledi. KALBİ KORUMAK İÇİN YAŞAM TARZI ÖNERİLERİ İyileşme döneminde ağır fiziksel aktiviteden uzak durmak, kafein ve nikotin tüketimini azaltmak, düzenli kontrol yaptırmak ve stres kaynaklarını azaltmak gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tengiz, şu önerilerde bulundu: Düzenli egzersiz Meditasyon ve nefes çalışmaları Bilişsel davranışçı terapi yöntemleri Kaliteli uyku alışkanlığı Güçlü sosyal ilişkiler "Araştırmalar, yalnızlığın kalp hastalıklarını artırdığını; gevşeme tekniklerinin ise kalp fonksiyonlarını dengelediğini gösteriyor" diyen Prof. Dr. Tengiz, duygusal sağlığın kalple doğrudan ilişkili olduğunu bir kez daha hatırlattı.

HASTA YAKINLARININ EN BÜYÜK SINAVI: ALZHEİMER Haber

HASTA YAKINLARININ EN BÜYÜK SINAVI: ALZHEİMER

Çağımızın yaygınlaşan hastalıkları arasında özellikle yaş ilerledikçe ortaya çıkan Alzheimer hastalığı, bu hastalığa sahip kişilerin bakımı ve günlük yaşama adapte olma süreçleri hakkında bilgi veren Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, anıların sürekli silinme halinde olduğu hasta kişinin zihin yapısı hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Hasta ve hasta yakını, yani ona bakan kişi arasındaki ilişki yapısı, davranış modelleri ve süreç hakkında kiritik değerlendirmelerde bulunan Armağan, ''Anılar silinirken ‘gerçek’ her zaman gerekli mi?'' sorusunun cevabını da verdi. ''SÜREKLİ GERÇEĞİ ANLATMAYA ÇALIŞMAK SÜRECİ ZORLAŞTIRIR'' Alzheimer’ın hem hasta hem de bakım veren için zor bir süreç olduğunu aktaran Medicana Sağlık Grubu Nöroloji Bölümü’nden Hasan Armağan Uysal, süreci kolaylaştıracak yöntemler hakkında bilgi verdi. Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, "Alzheimer hastalığı sadece bir bellek hastalığı değil, aynı zamanda davranışsal ve duygusal bir süreçtir. Bu süreçte hem hasta hem de bakım veren büyük bir sınavdan geçer. Doğru iletişim, sabır, duygusal anlayış ve gerektiğinde küçük ‘pembe yalanlar’ bu süreci daha insancıl ve yönetilebilir hale getirir. Hastanın anıları silinirken, bakım verenin gerçeği anlatmaya çalışması hem süreci zorlaştırır hem de hastaya iyi gelmeyebilir" dedi. ''ÇÖZÜME ODAKLANMALI'' Alzheimer hastalarına bakım verenler için hayat görüldüğü kadar kolay olmayabiliyor. Söz konusu durumda hastanın ilaç ve tedavi sürecinin yanında bir de bakım verenlerin dikkat etmesi gereken davranışsal durumlar olduğuna dikkat çeken Medicana International İzmir Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, ‘Alzheimer Hastalığında Davranışsal Sorunlar ve Yaklaşım Yöntemleri’ hakkında bilgi verdi. Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, "Alzheimer hastalığının ne olduğu, tanı ve tedavi yöntemleri zaten biliniyor; ancak henüz tam anlamıyla tedavi edilebilen bir hastalık değil. Alzheimer hastalığını tamamen durduran ya da iyileştiren bir ilaç henüz bulunmamaktadır; mevcut ilaçlar yalnızca semptomların ilerlemesini yavaşlatmayı amaçlar. Burada önemli olan, bu süreçte hastalara davranışsal olarak nasıl yaklaşılması gerektiğidir. Bu konuda uzun zamandır düşünüyorum. Çünkü ortada gerçekten büyük bir sorun var. Hastalar yüksek dozda ilaçlar kullanmalarına rağmen sorunlar devam ediyor. O halde ne yapılmalı? Bilgi paylaşımı, doğru davranış modelleri geliştirme ve bu modellerle hastadaki olumsuz davranışları azaltma. Hastaneye sadece son bir ayda başvuran hastalarda 73 farklı davranışsal sorun tespit edildi. Ancak başta hasta yakınlarının en çok şikayet ettiği 8 ana başlık altında toplanan davranışsal problemin çözümüne odaklanmak doğru olacaktır" açıklamasını yaptı. ''DEPONUZ NE KADAR GÜÇLÜYSE HASTALIK O KADAR HAFİF GEÇER'' Alzheimer hastalığında bilişsel depo kavramı hakkında önemli açıklamalarda bulunan Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, "Alzheimer’ın risk faktörlerine bakıldığında, en başta düşük eğitim düzeyinin etkili olduğu görülüyor. Burada "bilişsel depo (cognitive reserve)" kavramı çok önemli. Her insan doğduktan sonra öğrendikleri, okudukları, sosyal ilişkileri, yaptığı işler sayesinde zihinsel bir kütüphane oluşturur. Bu kütüphane beynin deposudur. Örneğin 70 yaşında iki Alzheimer hastası düşünün: Biri iyi eğitim görmüş, sosyal ilişkileri güçlü, sağlıklı yaşam alışkanlıklarına sahip. Diğeri ise bu fırsatlara sahip olamamış. Bu iki hastanın klinikteki belirtileri arasında 1’e 10 fark olabilir. Çünkü birinin zihinsel deposu dolu, diğerininki boş. Bu nedenle bilişsel rezervin güçlü olması, hastalığın seyrini hafifletebiliyor" sözlerini kaydetti. ''HASTA YAKINLARININ YÜKÜ PAYLAŞMASI ÖNEMLİ'' Bakım verenlerin en çok yaptığı hatalardan birinin de hastaya tek başına bakmaya çalışmak olduğunu belirten Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, bakım verenin yükünü hafifletmek için en mantıklı yöntemin ‘Kaşık Teoremi’ olduğunu söyledi. Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, "Bakım verenler açısından da çok önemli bir durum var. Buna "kaşık teoremi" deniliyor. Bakım veren, her gün kendi enerjisinden bir "kaşık" kadarını hastaya verir. Eğer tüm kaşıklarını aynı anda tüketirse, sonunda hem hasta hem de bakım veren tükenir. Bu nedenle bakım verenin kendine zaman ayırması, yükünü paylaşması çok önemlidir. Bunu yapacak kimse yoksa bir dernek ya da destek grubu bile bu rolü üstlenebilir" dedi. ''HASTALAR ÇOĞU ZAMAN ÇEVRELERİNİ DOĞRU ALGILAYAMAZLAR'' Alzheimer hastalarında görülen davranışsal problemlerin kaynağına odaklanan Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, bu problemlerin tek bir nedenden kaynaklanmadığının altını çizdi. Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, "2015’te Tales isimli bir bilim insanı bu durumu bir üçgen modeliyle açıklamıştır. Bu üçgende hasta, bakım veren ve çevre yer alır. Üçgenin dengesi bozulduğunda davranışsal sorunlar ortaya çıkar. Açlık, susuzluk, ağrı, işitme veya görme kaybı gibi temel ihtiyaçların karşılanmaması; bakım verenin stres, suçluluk, tükenmişlik yaşaması; veya hastayla iletişim eksikliği davranışları olumsuz etkiler. Hastalar çoğu zaman çevrelerini doğru algılayamazlar. Soğuk bir ortamda sıcaklayabilir, sıcak bir yerde üşüyebilirler. Bu nedenle çevrenin hastaya uygun hale getirilmesi çok önemlidir" mesajını verdi. ALZHEİMER HASTASI ASLINDA NE DEMEK İSTİYOR? Alzheimer hastalarında en sık görülen ve sorunların çıkmasına neden olan talepleri ele alan Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, birinci sırada ‘Eve gitmek istiyorum’ durumunu ele aldı. Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, "Bu durumla çok sık karşılaşırız. Hasta kendi evindedir ama "Eve gitmek istiyorum" der. Bu noktada "Burası zaten senin evin" demek işe yaramaz. Bunun yerine şöyle bir yaklaşım gösterebilirsiniz: "Eve mi gitmek istiyorsun? Tamam, senin evin nasıldı, nerede yaşardın?" Böylece konuyu başka bir yöne çekmiş olursunuz. Sonrasında bir nesneye ya da hatıraya yönlendirmek etkili olur: "Senin yatak odanda bir çekmece vardı, içinde sevdiğin bir fotoğraf Gel, onu birlikte bulalım." Aslında "eve gitmek istiyorum" ifadesinin altında aidiyet, güven ve huzur arayışı vardır. Hasta eskiye dönmek, sevdiklerini hatırlamak ister. Bu durumda "pembe yalanlar" kullanılabilir. Örneğin: "Evet, burası senin evin değil haklısın. Ama bu akşam yalnız kalmak istemiyorum, birlikte kalabilir miyiz?"Bu tür duygusal, sıcak yaklaşımlar hastayı sakinleştirir" diye konuştu. Öte yandan Alzheimer hastalarında görülen halisünasyon, delüzyon ve konfabulasyon durumlarına da ışık tutan Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, "Halisünasyon: Hasta olmayan bir şeyi görür veya duyar. "Buradan bir çocuk geçti." der. Bu durumda "Evet, ben de gördüm, gel bakalım nerede?" diyebilirsiniz. Hasta gidip baktığında "Gitmiş galiba" cevabı durumu yumuşatır. Delüzyon: Hasta olmayan olaylara inanır. Bu durumda karşı çıkmak yerine, olayı yumuşatarak sonlandırın. Konfabulasyon: Hasta hatırlayamadığı bir anıyı kendi uydurur. Yanlış olduğunu bilseniz bile düzeltmeyin; bırakın kendi anlatısını tamamlasın. Bu yaklaşımlar, hastada korku, utanç ve öfke duygularını önler ve bağı koparmadan iletişimi sürdürmenizi sağlar" açıklamasını yaptı. Alzheimer hastalarının genellikle aynı soruyu tekrar tekrar sorduğunu hatırlatan Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, bu soruların tekrarlanmasındaki nedenin hastanın aslında ‘Güvende miyim?’ sorusuna cevap araması olduğunu belirtti. Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, "Bakış açınızı değiştirirseniz, bu tekrarı kişisel algılamazsınız. Hasta çevreden uyarı almazsa, izole olursa bu tekrarlar artar. Uğraşacağı, ilgileneceği bir şey olduğunda bu davranışlar azalır" mesajını verdi. HASTALARA GÖREV VERİN, OYUN OYNAYIN Alzheimer hastalarının çoğu zaman susuz kaldığını fark edemediğini belirten Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, "Çünkü su içmek karmaşık bir süreçtir: uygun bardağı bulmak, suyu doldurmak, içmek, bardağı yerine koymak Hastalar bu zinciri tamamlayamaz. Bunu aşmak için; Suyu kişiselleştirilmiş bir bardakta sunabilirsiniz. "Bak sana ne getirdim, bu sefer çay değil, suymuş" gibi ifadeler kullanabilirsiniz. "Bir tadına bak bakalım, nasılmış?" diyerek teşvik edebilirsiniz" dedi. Ayrıca hastalara günlük rutinler oluşturmanın çok önemli olduğunu aktaran Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, bu durumun hastayı apati durumundan çıkararak daha günlük hayatta yer almasını sağlayacağını aktardı. Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, yemek yemeği reddetme durumları için de önerilerde bulunarak, "Hastalar bazen yemek yemek istemez, tabağı fırlatabilir. Bunun nedeni tat ve koku duyusunun bozulması, çatal-kaşığın işlevini unutma veya zehirlenme korkusudur. Bu noktada sofrayı sadeleştirin, her gün aynı saatte yemek yiyin ve birlikte yemek yiyin" dedi. Hastaların kıyafet değiştirmeye direnç göstermesini ve de gece uyanarak dolaşmaları durumlarına da ışık tutan Doç. Dr. Hasan Armağan Uysal, "Hastalar bazen üzerlerini değiştirmek istemezler. Bunun nedeni mahremiyet isteği ya da "teslimiyet hissidir." Çözüm için odayı uygun ısıda ve aydınlıkta tutun. Giysileri sadeleştirin (bir pantolon, bir gömlek, bir çorap). Üzerine etiket koyarak ("gömlek", "çorap") kolaylaştırın. Gece uyanmaları ve dolaşmaları hakkında da şu önlemleri alabilirsiniz. Alzheimer hastalığından dolayı hastaların beynindeki küçülmeye bağlı sirkadiyen ritim bozukluğu olur. Bu da hastalarda gece-gündür dengesini karıştırır. O nedenle Alzheimer hastalarını gündüz aktif olabilmelerini sağlamanızda fayda var. Öte yandan akşam saatlerinde loş ışık ve sakin bir ortam oluşturun. Yanında güvendiği biri olduğunda daha az huzursuz olur" ifadelerini kaydetti.

ÇOCUKLARDA YAZ HASTALIKLARINA DİKKAT Haber

ÇOCUKLARDA YAZ HASTALIKLARINA DİKKAT

Güneş ışınlarının ve çeşitli çevresel faktörlerin etkisiyle yaz mevsiminde çocuklar çeşitli hastalıklara yakalanabilir. Medicana Sağlık Grubu Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Cansu Yılmaz, yaz aylarında çocukların dışarıda daha fazla zaman geçirdiğini ve aşırı sıcaktan olumsuz etkilenebildiklerini söyleyerek ebeveynleri uyardı. Medicana Bursa Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Cansu Yılmaz, özellikle 6 ayın altındaki bebeklerde güneş çarpmasına dikkat edilmesi gerektiğini belirtti. Güneş çarpması durumunda ateş, halsizlik, kusma ve bilinç kaybı görülebilir. Ayrıca güneşin zararlı ultraviyole ışınlarından dolayı deri kanseri riski de artmaktadır. D vitamini eksikliğinde, haftada en az 2 kez saat 10.00-16.00 arasında yüz ve kolların güneş koruyucu sürülmeden 10-15 dakika direkt gün ışığına maruz bırakılması önerilir. Ancak yaz mevsiminde güneş ışınlarının dik geldiği 11.00-15.00 saatleri arasında direkt güneşe maruziyetten kaçınılmalıdır. Hijyen ve sıvı tüketimi hayati önem taşıyor Yaz aylarında terleme nedeniyle insan vücudunda aşırı sıvı kaybı olur. Uzm. Dr. Cansu Yılmaz, sıvı kaybını bol su içerek ve sıvı tüketerek yerine koymanın önemini vurguladı ve şunları ekledi: "Kullanılan su ve sıvı kaynaklarına dikkat edilmelidir. Kaynağı belli olmayan içme sularından ve bu sularla yıkanan meyve ve sebzelerden tifo, paratifo, ishaller, viral hepatit (hepatit A) gibi hastalıklar ortaya çıkabilir. Özellikle piknik alanlarında sulara insan ve hayvan dışkısı karışmış ise su, gözle görülemeyen mikroplarla kirlenir ve bağırsak enfeksiyonlarına neden olur. Yaz aylarında ishal vakalarında ciddi artış yaşandığını belirten Dr. Yılmaz, "İshalin en önemli nedeni kirli su ve gıdalardır. Temiz su kullanımı, meyve-sebzelerin iyi yıkanması ve açıkta satılan yiyeceklerden kaçınılması gerekir. Ayrıca ishal durumunda çocuklara bol sıvı verilmeli, gerekirse ağızdan sıvı tedavisi uygulanmalıdır." Temizliği iyi yapılmayan havuzların dış kulak yolu iltihabı, idrar yolu enfeksiyonu ve göz iltihaplarına neden olabileceğini vurgulayan Uzm. Dr. Cansu Yılmaz, çocukların havuza girmeden önce mutlaka duş alması gerektiğini, kulak tıkacı ve yüzücü gözlüğü kullanımının ise koruyucu olabileceğini ifade etti. Böcek sokmaları ve seyahat hastalıkları da unutulmamalı Yaz aylarında sık görülen böcek ve sinek sokmalarında enfeksiyon riski taşıyan durumlara karşı dikkatli olunması gerektiğini söyleyen Uzm. Dr. Cansu Yılmaz, uzun giysilerle koruma sağlanabileceğini belirtti. Ayrıca yurtdışına seyahat eden ailelerin dönüşte çocuklarda görülebilecek ateş ve enfeksiyon belirtilerine karşı hazırlıklı olmaları gerektiğini ifade etti. Yılmaz ayrıca, ‘’Gelişmekte olan ülkelere seyahat sonrası, çocuklarda yüzde 8 oranında tıbbi tedaviye ihtiyaç duyulmaktadır. Seyahat sonrası çocuklarda en sık görülen hastalık belirtisi ateştir. Enfeksiyonların çoğu alt solunum yolu enfeksiyonu, üriner enfeksiyon veya orta kulak enfeksiyonudur. Seyahat enfeksiyonlarında yüzde 21 oranında sıtma, yüzde 15 oranında yolculuk diyaresi, yüzde 6 oranında denge ateşi ve yüzde 2 oranında tifo görülebilmektedir. Seyahat edilecek bölgeye göre önceden önlem alınmalı ve aşılamalar tam yapılmalıdır. El hijyenine özellikle dikkat edilmelidir’’ dedi. Basit önlemlerle sağlıklı bir yaz geçirmek mümkün Aşırı sıcaklarda serinlemek için kullanılan klimalardan olumsuz etkilenmemek adına klima filtrelerinin temizliğinin zamanında yapılması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Cansu Yılmaz, klima çarpmasını engellemek için yazın klimayı 23-26 dereceye ayarlamayı önerdi. Yaz aylarında çocukların sağlığını korumak için ebeveynlerin dikkat etmesi gereken birçok önemli nokta bulunmaktadır. Güneş çarpmasından korunma, sıvı kaybını önleme, seyahat sonrası sağlık kontrolleri ve klima kullanımına dikkat edilmesi, çocukların yaz mevsimini sağlıklı geçirmelerine yardımcı olacaktır. Sağlıklı, huzurlu ve güvenli bir yaz tatili için ailelerin bu önlemleri dikkate almaları gerektiğini belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Cansu Yılmaz, çocukların hem keyifli hem de sağlıkla dolu bir yaz geçirmesi için farkındalık oluşturmanın önemine dikkat çekti. İHA

KENEYE KARŞI TEDBİRİNİZİ ALIN Haber

KENEYE KARŞI TEDBİRİNİZİ ALIN

Medicana Sağlık Grubu Enfeksiyon Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Reşit Mıstık, yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte kenelerin aktif hale geldiğini ve bu dönemde kene ısırmalarına karşı dikkatli olunması gerektiğini belirtti. İnsan vücuduna tutunarak kan emen dış parazitler olarak tanımlanan keneler ciddi hastalıklara neden olabiliyor. Ağrı ve kaşıntı hissi oluşturmadıkları için fark edilmeleri zor olan keneler, başta Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) olmak üzere, Lyme hastalığı, Akdeniz Benekli Ateşi, Q Ateşi ve babezyoz gibi birçok virüs, bakteri ve paraziti insanlara taşıyabiliyor. Medicana Bursa Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Reşit Mıstık, 2002 yılında Tokat'ta başlayan KKKA salgınının zamanla İç Karadeniz’in büyük bölümüne yayıldığını hatırlatarak, dikkatli olunması konusunda önemli uyarılarda bulundu. Kene ısırmasında ilk müdahale çok önemli Prof. Dr. Reşit Mıstık, "Kene tutunmasından sonraki 10 gün boyunca kişi ateş, halsizlik, baş ağrısı, bulantı gibi belirtiler açısından kendini izlemeli ve herhangi bir belirti durumunda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurmalıdır" diyerek, kene ısırması durumunda yapılması gerekenleri şöyle özetledi; "Kene ezilmeden, penset yardımıyla vücuda tutunduğu yerden çıkarılmalı. Üzerine herhangi bir madde sürülmemeli. Çıplak elle temas edilmemeli. Çıkarıldıktan sonra kene çamaşır suyuna atılarak imha edilmeli. Kişi mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalı. Ateş ve halsizlik gibi belirtiler takip edilmeli. Kene mümkünse ince uçlu bir pensetle, ezmeden çıkarılmalı. Üzerine kolonya, yağ, deterjan gibi maddeler kesinlikle sürülmemeli. Çıkarılan kene çamaşır suyuna atılarak imha edilmeli. Isırılan kişi en kısa sürede sağlık kuruluşuna başvurmalı. Sonraki 10 gün boyunca ateş, halsizlik, bulantı gibi belirtiler izlenmeli. Keneden korunmak için uzun kollu kıyafet ve pantolon giyilmeli. Pantolon paçaları çorap içine sokulmalı. Açık renk kıyafetler tercih edilmeli. Doğadan dönüşte tüm vücut kene açısından kontrol edilmeli." İHA

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.