“Çağ Yangını” kavramı gündelik hayatta toplumu derinden sarsan büyük krizleri, bitmeyen huzursuzlukları ve çaresizlik yaratan yıkım süreçlerini tanımlamak için kullanılıyor.
Bu kavramın edebiyatımızda ve günlük kullanımda yer edinmesini; Hulki Aktunç’un 1981 yılında yayımlanan ve Abdi İpekçi roman ödülünü kazanan romanı “Bir Çağ Yangını” sağladı.
Romanda Hulki Aktunç; “Yangın bir kez başladı mı kimse uzak kalamaz ya ateşi ya alevi ya da dumanı sana ulaşır.” sözüyle toplumsal krizlerin herkesi etkilediği gerçeğini ortaya koyar.
Günümüzde, ülkemizde de bu çağ yangını deyiminin hakkını veren huzursuzluklar ve buhranlardan söz edebiliriz. Herkeste bir gelecek kaygısı, ekonomik sorunlar, bir sonraki yılın, yılların neler getireceğini tahmin edememe gibi belirsizlikler hâkim. Sokaklarda kimsenin yüzü gülmüyor ne yazık ki.
Geçmişe özlemin çığ gibi büyüdüğü son yıllarda çoğumuz, derin bir ahlaki ve toplumsal çöküşten şikayetçiyiz. Toplumun artık iyice yozlaştığından, kimsenin kimseyi tanımadığından, saygı sınırlarının neredeyse her yerde aşıldığından dert yanılıyor. Artık bireysel çıkarların ön planda olduğu bir gerçek. Bir mutsuzluk, güven ve umutsuzluk sorunudur ki hepimiz tanık oluyoruz bu duruma. Hatta bire bir yaşıyoruz.
Gittikçe yalnızlaşarak kozasına çekilen insan, daha bencil ve çıkarlarını her şeyin önünde tutan bir yapıya bürünüyor. Maalesef artık hemen her yerde “bana ne” ci tavır hâkim.
Bu arada Sezen Aksu’dan dinlediğimiz; “Bir çağ yangını bu, bütün dünya günahkâr” şarkısını da anımsamadan geçmemeli.
21. Yüzyılda bile hala, ülkelerin üzerinde bombalar patlıyor. İşgalcilik hem geleneksel, geçmiş yıllardaki gibi yıkım ve öldürme gücüyle, hem de yapay zeka üzerinden sessiz ve içten içe sürüyor. Bizler de yangına, sosyal medya ve telefon bağımlılığı ile gönüllü olarak körükle gidiyoruz.
“Bu gidişe bir dur diyelim” demek de hayalcilik olur. Çağın getirdiklerine ayak uyduramazsanız, yok olursunuz. Hiçbirimiz bunun dışında tutamayız kendimizi. Yıllarca akıllı telefon almamak için direnen, ama sonunda pes eden arkadaşlar tanıyorum. İstisnalar vardır elbette.
Bırakalım toplumsal değerleri, toplumların geleceğinin bile tehlikede olduğu konuşulurken, asıl çağ yangınının 21. Yüzyılın ikinci yarısında ortalığı kasıp kavuracağı gerçeğini tahmin etmek zor değil. Zamanla insanın yerini robotların alacağı düşünülürse, tüm dünyayı saran “büyük yangın” çoktan başladı bile.
“Bana dokunmaz” demek tarih bilmemek olur ki örneklerini yakın zamanda “pandemi” ile yaşamışlığımız da var.
Bir kıvılcım bütün bir ormanı yakmaya yeter. Yeter ki ateşlenmesin.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Oya Gündüz Aksu
Çağ Yangını
“Çağ Yangını” kavramı gündelik hayatta toplumu derinden sarsan büyük krizleri, bitmeyen huzursuzlukları ve çaresizlik yaratan yıkım süreçlerini tanımlamak için kullanılıyor.
Bu kavramın edebiyatımızda ve günlük kullanımda yer edinmesini; Hulki Aktunç’un 1981 yılında yayımlanan ve Abdi İpekçi roman ödülünü kazanan romanı “Bir Çağ Yangını” sağladı.
Romanda Hulki Aktunç; “Yangın bir kez başladı mı kimse uzak kalamaz ya ateşi ya alevi ya da dumanı sana ulaşır.” sözüyle toplumsal krizlerin herkesi etkilediği gerçeğini ortaya koyar.
Günümüzde, ülkemizde de bu çağ yangını deyiminin hakkını veren huzursuzluklar ve buhranlardan söz edebiliriz. Herkeste bir gelecek kaygısı, ekonomik sorunlar, bir sonraki yılın, yılların neler getireceğini tahmin edememe gibi belirsizlikler hâkim. Sokaklarda kimsenin yüzü gülmüyor ne yazık ki.
Geçmişe özlemin çığ gibi büyüdüğü son yıllarda çoğumuz, derin bir ahlaki ve toplumsal çöküşten şikayetçiyiz. Toplumun artık iyice yozlaştığından, kimsenin kimseyi tanımadığından, saygı sınırlarının neredeyse her yerde aşıldığından dert yanılıyor. Artık bireysel çıkarların ön planda olduğu bir gerçek. Bir mutsuzluk, güven ve umutsuzluk sorunudur ki hepimiz tanık oluyoruz bu duruma. Hatta bire bir yaşıyoruz.
Gittikçe yalnızlaşarak kozasına çekilen insan, daha bencil ve çıkarlarını her şeyin önünde tutan bir yapıya bürünüyor. Maalesef artık hemen her yerde “bana ne” ci tavır hâkim.
Bu arada Sezen Aksu’dan dinlediğimiz; “Bir çağ yangını bu, bütün dünya günahkâr” şarkısını da anımsamadan geçmemeli.
21. Yüzyılda bile hala, ülkelerin üzerinde bombalar patlıyor. İşgalcilik hem geleneksel, geçmiş yıllardaki gibi yıkım ve öldürme gücüyle, hem de yapay zeka üzerinden sessiz ve içten içe sürüyor. Bizler de yangına, sosyal medya ve telefon bağımlılığı ile gönüllü olarak körükle gidiyoruz.
“Bu gidişe bir dur diyelim” demek de hayalcilik olur. Çağın getirdiklerine ayak uyduramazsanız, yok olursunuz. Hiçbirimiz bunun dışında tutamayız kendimizi. Yıllarca akıllı telefon almamak için direnen, ama sonunda pes eden arkadaşlar tanıyorum. İstisnalar vardır elbette.
Bırakalım toplumsal değerleri, toplumların geleceğinin bile tehlikede olduğu konuşulurken, asıl çağ yangınının 21. Yüzyılın ikinci yarısında ortalığı kasıp kavuracağı gerçeğini tahmin etmek zor değil. Zamanla insanın yerini robotların alacağı düşünülürse, tüm dünyayı saran “büyük yangın” çoktan başladı bile.
“Bana dokunmaz” demek tarih bilmemek olur ki örneklerini yakın zamanda “pandemi” ile yaşamışlığımız da var.
Bir kıvılcım bütün bir ormanı yakmaya yeter. Yeter ki ateşlenmesin.