Çocukluk dönemimi saymazsak hayvanlara olan ilgimi hep mesafeli tuttum diyebilirim. İlkokul dönemimde evimize aldığımız kedimiz "Pamuk", hayvan sevgimin ilk ve en travmalı durağı oldu. Pamuk defalarca yavruladı. Bir tatil sonrası evimize döndüğümüzde Pamuk'un yavrularından birinin ayağı kırılmıştı. O dönemde yaşadığım üzüntü ve acıyı anlatamam. Zamanla Pamuk evi terk etti ve sokak kedisi olmaya karar verdi. Günün birinde de çevredeki tarlalardan birinde ölü bulundu.
Evcil hayvanları, özellikle kedileri sevmeme rağmen, bağlanma korkusuyla ve elbette bakım sorumluluğunun ağır olması yüzünden evde bir evcil hayvanımız olsun istemedim hiç. Günün birinde ölüp gidecekleri, bizi terk edecekleri düşüncesi de bunda etken oldu sanırım. Rahmetli dayımların köpekleri «Leon" un ölüm haberini aldığımda, bizim evimizden de bir aile üyesi eksilmiş gibi etkilenmiş, üzülmüştüm.
Çağımız insanı gittikçe çekildiği yalnızlık kozasında evcil hayvanlara daha çok ilgi gösterir oldu. "Evde bir can yoldaşı, bir nefes olsun" düşüncesiyle, ev içinde kedi ve köpek beslemeye olan ilgi ve talep oldukça arttı. Özellikle yalnız yaşayan kadınlarda evcil hayvan bakma eğilimi geçmişe göre daha fazla. Burada ekonomik özgürlüğün getirdiği bir avantajdan da söz edebiliriz. Kadın ya da erkek, evcil hayvan besleyenler, ev içinde bir insan olmasındansa, kolayca hükmedebileceği ya da sevgi gereksinimini bir ölçüde karşılayabileceği bir canlının olmasını da tercih ediyor olabilirler.
Çevremdeki evcil hayvan besleyenlerden gözlediğim kadarıyla; başlangıçta çoğunlukla çocuklar evde bir kedi ya da köpek istiyor ancak eve alınan hayvanın bakım sorumluluğu zamanla ebeveynlere kalııyor. Bu yükü taşımak da öyle sanıldığı kadar kolay değil ve oldukça masraflı.
Kimileri de önce hevesle aldıkları hayvanı bakım zorluğu ve sorumluluğu yüzünden, malesef sokaklara bırakarak ölüme terk ediyor. Bu hayvanların sokaklarda yaşayan diğer hayvanlara göre hayatta kalma olasılığı daha az ne yazık ki...
Ülkemizde hayvan barınaklarının bulunduğu yerler de var ancak buralar hayvanların sığınıp sahiplenmeyi bekleyecekleri yerler gibi düşünülse de, durum hiç de öyle değil. Bu barınakların çoğunda sadece ulaşabildikleri hayvanların aşı, tedavi ve kısırlaştırma gibi işlemlerden sonra yeniden sokağa terk edildiklerini görüyoruz.
Ülkemizde sokak hayvanlarının yazgısı da malesef acınası durumda. Gün geçmiyor ki asfaltta kazaya kurban gitmiş bir kedi ya da köpek görmeyelim. Kazaya kurban gitmeyenler de yaşam zorluklarına kurban gidiyor.
Hayvanlar, doğada yaşamını sürdürebilmelerine yetecek kadar yiyecek bulabilir. Ancak büyük kentlerde işleri çok daha zor. Sağa sola bırakılmış çöplerden beslenmeye çalışıyorlar. Birkaç hayvanseverin gönüllü koruması altına alınamayanlar açlık ve hastalıkla mücadele etmek zorunda kalıyor.
Kentlerde kontrolsüz çoğalan köpekler, sahiplendikleri alanı ya da yavrularını koruma içgüdüsüyle insanlara saldırıp yaralanma hatta ölümlere bile yol açabiliyor.
Apartman çevrelerinde beslenen hayvanlar komşular arasında uzlaşmazlığa da neden olabiliyor.
Bu durumda sahiplenilen hayvanlar kimliklendirilerek, sokakta yaşayanlara da devlet eliyle acilen akılcı bir çözüm getirilmesi gerekir.
Görünen o ki evcil hayvan sahibi olmak, hem büyük emek istiyor, hem de oldukça masraflı bir iş. Eğer bu sorumluluğu alamayacaksanız sakın bir evcil hayvan edinmeyin.
İnsan hayatının önemsiz olduğu bir ülkede , evcil hayvanların da rastlantısal hayatta kalması şaşırtıcı değil doğrusu. Hepimize kolay gelsin
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Oya Gündüz Aksu
İnsansı Hayvan Sevgisi
Çocukluk dönemimi saymazsak hayvanlara olan ilgimi hep mesafeli tuttum diyebilirim. İlkokul dönemimde evimize aldığımız kedimiz "Pamuk", hayvan sevgimin ilk ve en travmalı durağı oldu. Pamuk defalarca yavruladı. Bir tatil sonrası evimize döndüğümüzde Pamuk'un yavrularından birinin ayağı kırılmıştı. O dönemde yaşadığım üzüntü ve acıyı anlatamam. Zamanla Pamuk evi terk etti ve sokak kedisi olmaya karar verdi. Günün birinde de çevredeki tarlalardan birinde ölü bulundu.
Evcil hayvanları, özellikle kedileri sevmeme rağmen, bağlanma korkusuyla ve elbette bakım sorumluluğunun ağır olması yüzünden evde bir evcil hayvanımız olsun istemedim hiç. Günün birinde ölüp gidecekleri, bizi terk edecekleri düşüncesi de bunda etken oldu sanırım. Rahmetli dayımların köpekleri «Leon" un ölüm haberini aldığımda, bizim evimizden de bir aile üyesi eksilmiş gibi etkilenmiş, üzülmüştüm.
Çağımız insanı gittikçe çekildiği yalnızlık kozasında evcil hayvanlara daha çok ilgi gösterir oldu. "Evde bir can yoldaşı, bir nefes olsun" düşüncesiyle, ev içinde kedi ve köpek beslemeye olan ilgi ve talep oldukça arttı. Özellikle yalnız yaşayan kadınlarda evcil hayvan bakma eğilimi geçmişe göre daha fazla. Burada ekonomik özgürlüğün getirdiği bir avantajdan da söz edebiliriz. Kadın ya da erkek, evcil hayvan besleyenler, ev içinde bir insan olmasındansa, kolayca hükmedebileceği ya da sevgi gereksinimini bir ölçüde karşılayabileceği bir canlının olmasını da tercih ediyor olabilirler.
Çevremdeki evcil hayvan besleyenlerden gözlediğim kadarıyla; başlangıçta çoğunlukla çocuklar evde bir kedi ya da köpek istiyor ancak eve alınan hayvanın bakım sorumluluğu zamanla ebeveynlere kalııyor. Bu yükü taşımak da öyle sanıldığı kadar kolay değil ve oldukça masraflı.
Kimileri de önce hevesle aldıkları hayvanı bakım zorluğu ve sorumluluğu yüzünden, malesef sokaklara bırakarak ölüme terk ediyor. Bu hayvanların sokaklarda yaşayan diğer hayvanlara göre hayatta kalma olasılığı daha az ne yazık ki...
Ülkemizde hayvan barınaklarının bulunduğu yerler de var ancak buralar hayvanların sığınıp sahiplenmeyi bekleyecekleri yerler gibi düşünülse de, durum hiç de öyle değil. Bu barınakların çoğunda sadece ulaşabildikleri hayvanların aşı, tedavi ve kısırlaştırma gibi işlemlerden sonra yeniden sokağa terk edildiklerini görüyoruz.
Ülkemizde sokak hayvanlarının yazgısı da malesef acınası durumda. Gün geçmiyor ki asfaltta kazaya kurban gitmiş bir kedi ya da köpek görmeyelim. Kazaya kurban gitmeyenler de yaşam zorluklarına kurban gidiyor.
Hayvanlar, doğada yaşamını sürdürebilmelerine yetecek kadar yiyecek bulabilir. Ancak büyük kentlerde işleri çok daha zor. Sağa sola bırakılmış çöplerden beslenmeye çalışıyorlar. Birkaç hayvanseverin gönüllü koruması altına alınamayanlar açlık ve hastalıkla mücadele etmek zorunda kalıyor.
Kentlerde kontrolsüz çoğalan köpekler, sahiplendikleri alanı ya da yavrularını koruma içgüdüsüyle insanlara saldırıp yaralanma hatta ölümlere bile yol açabiliyor.
Apartman çevrelerinde beslenen hayvanlar komşular arasında uzlaşmazlığa da neden olabiliyor.
Bu durumda sahiplenilen hayvanlar kimliklendirilerek, sokakta yaşayanlara da devlet eliyle acilen akılcı bir çözüm getirilmesi gerekir.
Görünen o ki evcil hayvan sahibi olmak, hem büyük emek istiyor, hem de oldukça masraflı bir iş. Eğer bu sorumluluğu alamayacaksanız sakın bir evcil hayvan edinmeyin.
İnsan hayatının önemsiz olduğu bir ülkede , evcil hayvanların da rastlantısal hayatta kalması şaşırtıcı değil doğrusu. Hepimize kolay gelsin