Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Sezin Türkyılmaz
İzmir'in sokaklarında sadece asfalt değil, siyaset de çatlıyor...
İzmir'i bilen bilir.
Bu şehir kolay kolay paniklemez.
Sert rüzgâr görmüştür.
Deprem görmüştür.
Yangın görmüştür.
Ekonomik kriz görmüştür.
Ama son birkaç haftadır yaşananlar başka.
Bu kez sokakta konuşulan ne vapur saatleri...
Ne Körfez'in kokusu...
Ne de yaz sıcakları...
Herkes aynı soruyu soruyor:
"İzmir'de neler oluyor?"
Siyasette bazen bir istifa, yüz açıklamadan daha fazla şey anlatır.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ın CHP'den ayrılması sadece bir parti üyeliğinin sona ermesi değildi.
Aslında uzun süredir içeride biriken gerilimin görünür hale gelmesiydi.
Sonra ne oldu?
Bir anda il başkanlığı tartışmaları başladı.
Eski yönetimler...
Yeni yönetimler...
"Paralel il başkanlığı" iddiaları...
Bir tarafta yeni bina hazırlıkları.
Diğer tarafta "Bu yeni bir partinin işareti olabilir" açıklamaları...
İzmir siyasetinde alışık olunmayan görüntüler.
Ardından operasyonlar geldi.
Önce Seferihisar...
Sonra Güzelbahçe...
Sonra Balçova...
Sonra yeni gözaltılar...
Yeni dosyalar...
Yeni MASAK raporları...
"Adaylık borsası" iddiaları...
Rüşvet soruşturmaları...
Fezleke beklentileri...
Her sabah yeni bir gelişmeyle uyanıyor kent.
Ve artık soru şu değil:
"Bugün ne oldu?"
"Bugün kimin adı dosyaya girdi?"
İzmir uzun yıllardır Türkiye siyasetinde istikrarın sembolü olarak anlatıldı.
Belki insanlar her seçimde aynı tercihi yapıyordu.
Ama içeride bu kadar büyük fay hatları olduğunu kimse tahmin etmiyordu.
Şimdi o fay hatları tek tek yüzeye çıkıyor.
Sessiz görünen yapının altında ne kadar büyük gerilim biriktiğini izliyoruz.
İşin ilginç tarafı şu...
Bu hikâyede sadece siyasetçiler konuşmuyor.
Taksici konuşuyor.
Esnaf konuşuyor.
Kafede oturan üniversiteli konuşuyor.
Emekli konuşuyor.
İnsanlar artık sadece "Kim haklı?" diye sormuyor.
"Bu şehir bundan sonra nasıl yönetilecek?" diye soruyor.
Çünkü belediyeler yalnızca siyasi kurumlar değildir.
Su getirir.
Otobüs çalıştırır.
Çöp toplar.
Yol yapar.
Park yapar.
Şehrin günlük hayatına dokunur.
Siyasetteki her deprem önce belediye koridorlarında hissedilir.
Sonra vatandaşın hayatına yansır.
Belki de en dikkat çekici olan şu...
Kimsenin birbirini ikna etmeye çalışmaması.
Herkes kendi mahallesine konuşuyor.
Kendi kitlesine sesleniyor.
Oysa İzmir'in bugün en çok ihtiyacı olan şey...
Birbirini suçlayan açıklamalar değil.
Şeffaflık.
Belgeler.
Yargının hızlı işlemesi.
Ve toplumun güvenini yeniden kuracak bir siyaset dili.
Çünkü güven...
En zor kazanılan şeydir.
Ve en hızlı kaybedilen.
Bugün İzmir'de yaşanan mesele yalnızca bir parti içi kriz değil.
Yalnızca belediyelerdeki soruşturmalar da değil.
Asıl mesele, insanların siyasete bakarken hissettiği o güven duygusunun aşınması.
İşte tam da bu yüzden...
İzmir bugün sadece bir siyasi süreci yaşamıyor.
Kendisiyle yüzleşiyor.
Ve belki de yıllardır halının altına süpürülen bütün meseleler, ilk kez aynı anda konuşuluyor.
Bazen şehirlerin kaderi seçim gecelerinde değil...
Sessizce başlayan çatlaklarda değişir.
Belki de İzmir için tam olarak öyle bir dönemin içindeyiz.