#Gazetecilik

- Gazetecilik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Gazetecilik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

HASAN ALİ YÜCEL KİMDİR? İŞTE BİYOGRAFİSİ Haber

HASAN ALİ YÜCEL KİMDİR? İŞTE BİYOGRAFİSİ

Hasan Âli Yücel 17 Aralık 1897'de İstanbul'da doğmuştur. Cumhuriyet dönemi aydınlarından olan Yücel; Türk felsefe öğretmeni, eski millî eğitim bakanı, Köy Enstitüleri'nin kurucusudur. YAŞAMI Baba tarafından Posta Nazırı Giresun, Göreleli Hasan Ali Efendi'nin, anne tarafından ise 1890 yıllarında Japon sularında batan Ertuğrul Fırkateyni süvarisi deniz albay Ali Bey'in torunudur. Babası Ali Rıza Bey, annesi Neyyire Hanım'dır. Hasan Ali Yücel, Mekteb-i Osmânî, Vefâ İdâdîsi, Cağaloğlu Darülmuallimîn-i Aliyye (Yüksek öğretmen okulu) okullarında eğitim aldı. Bir süre de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde hukuk öğrenimi gördü. 1919 yılında ise İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nü bitirdi, 19 Aralık 1922'de öğretmenliğe başladı. 12 Temmuz 1932 tarihinde Türk Dili Tetkik Cemiyeti'nin kurulmasıyla Hasan Âli Yücel etimoloji kolu başkanlığına getirildi. 1935 yılında Cumhuriyet Halk Partisi'nden İzmir milletvekili olarak meclise girdi ve dört dönem üst üste milletvekilliği yaptı. Ünlü şair Can Yücel, Hasan Ali Yücel'İn oğludur. Oğlu şâir Can Yücel, babası için "Hayatta ben en çok babamı sevdim" başlıklı bir şiir yazmıştır. MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI DÖNEMİ Hasan Âli Yücel, 28 Aralık 1938'de, 2'nci Celal Bayar hükûmetinde Millî Eğitim Bakanlığı görevine getirildi. Üniversite reformu ,Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi'nin kurulması, Yüksek Mühendis Okulu'nun İTÜ'ye dönüştürülmesi ve Ankara Tıp Fakültesi'nin kurulması, Köy Enstitüleri'nin kurulması, dünya klasiklerinin Türkçeye çevrilmesi ve ilk resmî ve telifli Türkçe ansiklopedi olan İnönü Ansiklopedisi'nin ön çalışmaları onun bakanlığı döneminde gerçekleştirildi. 20 Mayıs 1940 tarihinde Devlet Konservatuvarı'nın kurulması, Türkiye'nin UNESCO'ya girişi de onun çabaları sonucunda olmuştur. Dört yıllık çalışma sonucunda 25 Haziran 1946'da Üniversiteler Yasası çıkartılmıştır. Bu yasayla, yükseköğretim kurumlarının bakanlıkla olan "sıkı bağı" önemli ölçüde gevşetilip mevcut kuruluşlar yapısal bir bütünlüğe kavuşturularak üniversiteye organik bir karakter kazandırılmıştır. Bu yasanın getirdiği bir başka sonuç ise "dışarıdan gerilim" yerine "içeriden denetim"in getirilmiş olmasıdır. Ankara Üniversitesi de bu yasanın sonucu olarak kurulmuştur. SON YILLARI Yücel, 5 Ağustos 1946'da 7 yıl 5 ay sürdürdüğü bakanlık görevinden istifa ettikten sonra gazetecilik görevine geri döndü. Ulus'ta yazıları yayınlandı. 21 Kasım 1950'de, söz konusu gazeteden ve Cumhuriyet Halk Partisi’nden ayrılır. Böylece politik hayatını da noktalar. 1950-1960 arası yıllarda Cumhuriyet gazetesinde "Köşemden" başlığı altında yazılar yazar, çıktığı yurtdışı gezileri ile izlenimlerini kaleme alır. Düşüncelerini Kıbrıs Mektupları ve İngiltere Mektupları adıyla yayınlar. Bir süre İş Bankası Yayın İşleri'ni yönetir, 1960'ta bu görevinden ayrılır. ÖLÜMÜ Hasan Ali Yücel; 26 Şubat 1961 sabahı, İstanbul'da Prof.Dr. Tevfik Sağlam'ın evinde enfarktüs'ten vefat eder. Cenazesi, 3 Temmuz 1943'te açılışını yaptığı İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Kliniği'nden alınarak Ankara'ya nakledilir. Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nde 2 Mart'ta düzenlenen büyük bir törenle Cebeci Asri Mezarlığı'nda toprağa verilir.

TÜRK BASINININ UNUTULMAZ KALEMİ ABDİ İPEKÇİ Haber

TÜRK BASINININ UNUTULMAZ KALEMİ ABDİ İPEKÇİ

Türk basın tarihinin en saygın isimlerinden biri olan Abdi İpekçi, yalnızca bir gazeteci değil; demokrasiye, barışa ve düşünce özgürlüğüne adanmış bir aydın olarak hafızalarda yer aldı. Kalemiyle toplumu sakinleştirmeye, kutuplaşmayı azaltmaya çalışan İpekçi, gazeteciliği bir meslekten öte, toplumsal bir sorumluluk olarak gördü. 1929 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Abdi İpekçi, Galatasaray Lisesi’nden mezun olduktan sonra gazeteciliğe Milliyet gazetesinde adım attı. Kısa sürede yeteneği, dili ve sağduyulu yaklaşımıyla dikkat çekti. 1959 yılında Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni oldu ve bu görevi yürüttüğü yıllarda gazetenin hem tirajını hem de saygınlığını önemli ölçüde artırdı. İpekçi’nin yazılarında öne çıkan en belirgin özellik, şiddete karşı net duruşu ve uzlaşmacı diliydi. Türkiye’nin siyasi olarak en çalkantılı dönemlerinden biri olan 1970’li yıllarda, sağduyu çağrısı yapan yazılarıyla geniş kesimlerin takdirini kazandı. Basının kışkırtıcı değil, yatıştırıcı bir rol üstlenmesi gerektiğini savundu. Ona göre gazetecilik; gerçeği çarpıtmadan, insanları hedef göstermeden, kamu yararını önceleyerek yapılmalıydı. Abdi İpekçi, yalnızca Türkiye’de değil, uluslararası alanda da saygı gören bir gazeteciydi. Türk-Yunan ilişkilerinde diyalog ve barışı savunan yaklaşımı, iki ülke arasında gazeteciler düzeyinde önemli temasların kurulmasına katkı sağladı. Bu yönüyle İpekçi, gazeteciliğin diplomatik ve barışçıl gücünü temsil eden nadir isimlerden biri oldu. 1 Şubat 1979’da İstanbul’da uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybeden Abdi İpekçi’nin ölümü, Türkiye basını için derin bir yara açtı. Cinayeti, düşünceye ve özgür basına yönelmiş karanlık bir saldırı olarak hafızalara kazındı. Aradan geçen yıllara rağmen, onun savunduğu ilkeler ve gazetecilik anlayışı önemini korumaya devam ediyor. Bugün Abdi İpekçi adı; basın özgürlüğü, etik gazetecilik ve barış dili ile birlikte anılıyor. Onun mirası, gazetecilere hâlâ yol gösteriyor: Gücü elinde bulunduranlara karşı halkın yanında durmak, hakikati korkmadan yazmak ve her koşulda insan hayatını savunmak. Abdi İpekçi, susturulmuş olabilir; ancak savunduğu değerler hâlâ yaşıyor.

UĞUR MUMCU BURSA’DA SEVGİ YÜRÜYÜŞÜYLE ANILDI Haber

UĞUR MUMCU BURSA’DA SEVGİ YÜRÜYÜŞÜYLE ANILDI

Uğur Mumcu, ölümünün 33’üncü yıl dönümünde Bursa’da düzenlenen anlamlı bir etkinlikle anıldı. Setbaşı Köprüsü’nde bir araya gelen yurttaşlar, sessiz bir yürüyüşle Atatürk Anıtı’na ilerledi. “Uğurlar Olsun” türküsü eşliğinde gerçekleştirilen yürüyüş, Heykel’deki Atatürk Anıtı önünde sona erdi. Burada demokrasi şehitleri için saygı duruşunda bulunulurken, İstiklal Marşı okundu. ATATÜRK ANITI’NDA ANMA TÖRENİ Anma programında Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) Bursa Şubesi Başkanı Tayfun Çavuşoğlu bir basın açıklaması yaptı. Törende ayrıca Anadolu Gazeteciler ve Spor Yazarları Derneği (ASGD) Genel Başkanvekili Yüksel Baysal ile Türkiye Spor Yazarları Derneği (TSYD) Bursa Şube Başkanı Mehmet Ali Ekmekçi de katılımcılara hitap ederek günün anlam ve önemine dair değerlendirmelerde bulundu. Program kapsamında Atatürk Anıtı’na kurumlar adına çelenkler sunuldu, Uğur Mumcu anısına bırakılan çelenk kırmızı karanfillerle çevrelendi. Saygı çelengini gazeteci Günnur Ataokay ile kızı Ada Ataokay birlikte taşıdı. “KALEMİ HALA YOLUMUZU AYDINLATIYOR” Törende konuşan ÇGD Bursa Şube Başkanı Tayfun Çavuşoğlu, Uğur Mumcu’nun gazetecilik anlayışına ve aydın duruşuna dikkat çekti. Çavuşoğlu, “Bugün burada yalnızca bir kaybı anmıyoruz, bir düşünceyi selamlıyoruz. 33 yıl önce Ankara’da yaşanan o karanlık saldırı bir bedeni aramızdan aldı ama Mumcu’nun kalemi hâlâ yolumuzu aydınlatıyor. ‘Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz’ sözüyle gazeteciliğe yön veren Mumcu, tarikat-siyaset-ticaret ilişkilerini cesurca ortaya koymuştu” ifadelerini kullandı. YOĞUN KATILIM DİKKAT ÇEKTİ Anma etkinliğine siyaset, yerel yönetim ve sivil toplum dünyasından çok sayıda isim katıldı. Törende; CHP Genel Başkan Yardımcısı Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu, CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Bursa Milletvekili Yüksel Selçuk Türkoğlu, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, Gemlik Belediye Başkanı Şükrü Deviren, CHP Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş, ilçe başkanları, akademik odalar, sivil toplum kuruluşları ve çok sayıda gazeteci yer aldı.

İZMİRLİ GAZETECİ HASAN YILDIRIM ORGAN NAKLİ BEKLİYOR Haber

İZMİRLİ GAZETECİ HASAN YILDIRIM ORGAN NAKLİ BEKLİYOR

Uzun yıllar gazetecilik mesleğine emek veren Hasan Yıldırım (58), bir süredir mücadele ettiği siroz hastalığı nedeniyle karaciğer nakli için uygun donör arıyor. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde tedavi gören gazeteci Yıldırım, nakil olmadan sağlığına kavuşamayacak. Ulusal bir televizyon kanalının İzmir temsilciliğini yapan Yıldırım, yaklaşık bir yıl önce rahatsızlanarak hastaneye başvurdu. Tetkikler sonucu siroz teşhisi konulan gazeteci, tedavisini sürdürürken bir yandan da mesleğini bırakmadı. Geçtiğimiz ay geçirdiği cerrahi operasyonun ardından taburcu olan Yıldırım, kısa süre sonra tekrar fenalaşarak yoğun bakıma alındı. Doktorlarının kararıyla organ nakli gerektiği bildirildi. "MORALİMİ HEP YÜKSEK TUTTUM" İzmir’in Buca ilçesindeki evinde nakil için bekleyen Hasan Yıldırım, "Ne sigara ne alkol, hiçbir kötü alışkanlığım yoktu. Siroz olduğumu öğrenince çok şaşırdım ama moralimi hep yüksek tuttum" dedi. Organ bağışının önemine meslek hayatı boyunca dikkat çektiğini hatırlatan Yıldırım, "Yıllarca bu konuda haber yaptım, farkındalık etkinliklerine destek verdim. Ancak şimdi ben bir bağış bekliyorum. Ailemde nakil için uygun şartları taşıyan kimse yok" diye konuştu. GAZETECİLİKTE 36 YIL Meslek hayatına İstanbul’da bir haber ajansında başlayan Yıldırım, uzun yıllar polis muhabirliği yaptı. Ailevi nedenlerle Manisa’nın Akhisar ilçesine taşındıktan sonra İzmir’e yerleşen deneyimli gazeteci, 36 yıllık kariyerine halen bir televizyon kanalının İzmir temsilcisi olarak devam ediyor.

GAZETECİ METİN GÖKTEPE’NİN KATLEDİLİŞİNİN 30. YILI Haber

GAZETECİ METİN GÖKTEPE’NİN KATLEDİLİŞİNİN 30. YILI

Türkiye basın tarihinde kara bir leke olarak yer eden olay, hala hafızalardaki tazeliğini korurken, Göktepe’nin gazetecilik mirası da her yıl artarak yaşatılıyor. Evrensel muhabiri Metin Göktepe, bu yılda polis tarafından öldürülüşünün 30. yılında, Esenler’deki Kemer Mezarlığı’ndaki mezarı başında anılacak. Program 8 Ocak Perşembe günü saat 11.00’de başlayacak. Göktepe, 8 Ocak 1996’da Ümraniye Cezaevi’nde hayatını kaybeden iki tutuklunun cenaze törenini izlemek için İstanbul Eyüp’te görev başındaydı. Ancak polis, cenaze törenine yönelik sert güvenlik önlemleri almış, gazetecilerin töreni takip etmesini engellemişti. “Mutlaka ben izlemeliyim” diyerek haber takibine giden Göktepe, yüzlerce kişiyle birlikte gözaltına alındı. Götürüldüğü Eyüp Kapalı Spor Salonu’nda polisler tarafından saatlerce dövüldü. Henüz 28 yaşındayken, işkenceyle hayatını kaybetti. ÇELİŞKİLİ AÇIKLAMALAR, GECİKEN ADALET Göktepe’nin ölümünden sonra resmi makamlar önce onun gözaltına alınmadığını öne sürdü. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller ve İstanbul Emniyet Müdürü Orhan Taşanlar bu yönde açıklamalar yaptı. Ancak kısa süre sonra Eyüp Savcılığı, Göktepe’nin gözaltına alındığını kabul etti, ancak “çay bahçesinde fenalaşarak düştüğünü” iddia etti. İçişleri Bakanı Teoman Ünüsan ise, Göktepe’nin spor salonunun duvarından düşerek öldüğünü savundu. Bu ifadeler, 12 Eylül dönemi gözaltı ölümlerindeki “düşerek öldü” açıklamalarını hatırlattı. Buna karşın, Göktepe ile birlikte gözaltına alınıp serbest bırakılan tanıklar, onun saatlerce coplarla dövüldüğünü ifade etti. Kamuoyu tepkisi büyüdü. Ailenin adalet arayışı, gazetecilerin ve sivil toplumun mücadelesiyle birleşti. Dönemin insan haklarından sorumlu Devlet Bakanlığı tarafından hazırlanan resmi raporda, “Metin Göktepe gözaltında polis tarafından öldürülmüştür” ifadesi yer aldı. Beş polis yargılandı ve çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı. Ancak 2000 yılında yürürlüğe giren infaz yasası nedeniyle cezaları tamamlanmadan tahliye edildiler. HEDEF GÖKTEPE MİYDİ? Metin Göktepe’nin çalışma arkadaşları, onun özellikle hedef alındığını savunuyor. Ölümünden günler önce, Evrensel Gazetesi’nde kaleme aldığı haberlerde, Ümraniye Cezaevi’nde öldürülen mahkumlar hakkında polis şefi Orhan Taşanlar’a dikkat çekmişti. 5 Ocak 1996 tarihli haberinin başlığı “Taşanlar hedef gösterdi, asker öldürdü” idi. Tutuklu yakınlarının adliyeye yaptığı suç duyurusu ve polis müdahalesi, ertesi gün yine Göktepe’nin çektiği fotoğraflarla gazetede yer aldı. ANISI YAŞATILIYOR Metin Göktepe’nin öldürülüşü, 1990’lı yılların faili meçhullerle dolu karanlık atmosferinde basın özgürlüğüne vurulmuş acı bir darbe olarak hafızalara kazındı. Ancak Göktepe’nin gazetecilik anlayışı, etik duruşu ve halkın haber alma hakkına duyduğu saygı, bugün hâlâ meslektaşları için bir rehber olmaya devam ediyor. 1998 yılından bu yana her 10 Nisan’da – Göktepe’nin doğum gününde – onun adıyla anılan “Metin Göktepe Gazetecilik Ödülleri” düzenleniyor. Bu ödüller, basın özgürlüğünü ve kamu yararını önceleyen haberlere veriliyor. BİR ANNENİN BİTMEYEN MÜCADELESİ Göktepe’nin annesi Fadime Göktepe, oğlunun ölümünün ardından Türkiye’nin simge adalet figürlerinden biri haline geldi. Cumartesi Anneleri’nin Galatasaray Meydanı’ndaki eylemlerine yıllarca katıldı. “Metin’in katillerinden hesap sormadan durmayacağım” diyerek yürüttüğü hukuk mücadelesiyle hafızalara kazındı. Yalnızca oğlu için değil, gözaltında kaybedilen ve öldürülen tüm insanlar için adalet talebini haykırdı. 30 YIL SONRA AYNI SORU: BASIN ÖZGÜR MÜ? Aradan 30 yıl geçmesine rağmen Metin Göktepe’nin anısı, Türkiye’de basın özgürlüğü mücadelesinin sembollerinden biri olarak yaşamaya devam ediyor. Gazetecilere yönelik baskıların sürdüğü dönemlerde, Göktepe’nin hikâyesi, gerçeklerin peşinden gitmenin bedelini ve onurunu bir kez daha hatırlatıyor. BASIN MESLEK ÖRGÜTLERİNDEN PAYLAŞIMLAR; ÇAĞDAŞ GAZETECİLER DERNEĞİ; Gazeteci Metin Göktepe’nin görevini yapmaya çalışırken polislerce öldürülmesinin üzerinden tam 30 yıl geçti. Öldürülmek istenen Göktepe olduğu kadar gazetecilik anlayışı ve gazetecilik mesleğiydi. Gazetecilere yönelik saldırılar bugün de devam etmekte cezasızlık rejimi ne yazık ki aynı güçle sürmektedir. Gazetecilik; güvencesizlik, sansür ve oto sansür, işsiz bırakılmalar, soruşturmalar ile bugün yine nefes alamaz hale getirilmek istenmektedir. Tüm bu olumsuzluklara karşı mesleğimizi aydınlatan unutulmayacak isimlerden birisi de kuşkusuz Metin Göktepe'dir. Katledilişinin 30. yılında Gazeteci Göktepe'yi saygı ve özlemle anıyoruz. ÇGD Genel Merkezi

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.